ZOR MU, KOLAY MI?

Hacer Sezik tarafından tarihinde yayınlandı

   “Adaletin bu mu dünya” diye hangimiz sormadık ki? Her ne kadar insan oksijenle yaşayabiliyor olsa da hava kadar, yemek kadar, su kadar önemlidir bizim için adalet kavramı. Her yerde aradığımız, bazen bulamadığımız, bazen sadece bulamadığımızı düşündüğümüz kimi zaman da mahşere bıraktığımız bir terazi kefesinin eksikliğidir. Öbür dünyaya bırakanlarımız da vardır elbette, bu dünyada karşılığını vermek isteyenler de… Ama her ne kadar öbür dünyaya bırakalım desek de toplumsal yaşamımızın belirli bir rutinde gidebilmesi açısından bu dünyada da bazı yaptırımlara ihtiyacımız bulunmaktadır. İslâm’ın çok önem verdiği konulardan birisidir. “Hakkı teslim etmek ve kim olursa olsun eşit muamelede bulunmak” manasına gelir. Peygamberimiz buna çok dikkat eder, “Suçu işleyen kızım Fatıma bile olsa cezasını veririm” buyurmuştur.

   Teknolojinin gelişmesi ile birlikte hayatımızda bazı farklılıklar meydana geldi. Artık kendimiz dahi olamıyoruz mesela. Fiziksel durumlarımızı sosyal medya üzerinden çok farklı yansıtabiliyoruz. Evlendikleri günün ertesi gününe boşananlar var ya Hu… Çünkü kendilerini aldatılmış, kandırılmış hissediyorlar. Kimi vakit ben de düşünüyorum bir insan o kadar değişebilir mi felan diye ama bir iki makyaj videosu izleyerek yada sosyal medyadaki fotoğrafını gördüğümüz sonrasında gerçekte yüzyüze geldiğimiz insanlar bizi şaşırtabiliyor. Bu genel anlamda kadınlarda güzellik, erkeklerde zenginlik hizasında ilerleyen bir durum. Kendisi olmalı insan. Adalet için, daha sonra üzülmemek için, hiçbir gönülde burukluk yaşatmamak için kendisi olmalı insan.
   Kopya çeken çocuklara emek hırsızlığı yapmamalısın denirdi eskiden fakat şimdi tüm ödevler Ctrl + C, Ctrl + V. Bitti bu kadar. Emek mi verdi öğrenci, hayır! Herhangi bir telifi sorguladı mı, hayır! Belki de hepimiz yapıyoruzdur bunu ama sorun da bu değil mi zaten? Aslında adaletsiz bir durumu görmezden gelmiş bulunuyoruz. Küçüklükten hem de… Çokça duyduğumuz siber saldırılar da var mesela. Ülkeler arasında ya da firmalar arasında olabiliyor. Tüm kayıtlarımız ya da verilerimiz kimi zaman bir saldırıya bağlı kalıyor. Eğer bu konuyu merak ederseniz sizi Patika’nın Teknoloji bölümündeki ilk yazımıza bekleriz. J Yapay zeka alanı gün geçtikçe ilerliyor. Son okuduğum bir haberde, bu konu üzerinde çalışan birisi videoda taklit yaparken görüntüsünü taklidini yaptığı kişiye çevirebiliyor. Örneğin Tom Cruse’un taklidini yaparken görüntüsü de bir anda o oluyor. Aslında çok etkileyici fakat insanoğlu kimi zaman akıl almaz bir canavara dönüşüyor. Neler yapabildiğimizi haberlerde görüyoruz.

Bankaların önünde bekleyen, kart kopyalayan hırsızlar, telefonla para isteyip dolandıran zavallılar, sosyal medya üzerinden küçük çocuklara sarkıntılık eden edepsizler… Daha neler neler… Teknoloji ile birlikte geldi girdi hayatımıza bu suçlar. Her çocuk zihnini kullanarak yapsaydı ödevini, kimse telefon kullanmasaydı vs. diyemeyiz elbette hiçbirimiz. Her ne kadar üzücü durumla karşı karşıya kalsak ya da şahit olsak bu cümleleri hiçbirimiz kuramayız. Çünkü biliyoruz ki teknoloji yediden yetmişe hepimizin hayatına hizmet ediyor.

Kötü özellikleri ile karşı karşıya kalsak da öveceğimiz daha birçok yer var. Güvenlik kameraları mesela, hırsızlık ve soygun olaylarında üçüncü göz olarak karşımıza çıkıyor. Polis ekipleri yetişemese dahi ellerindeki görüntülerle kimi zaman suçluları bulabiliyor. Balistik inceleme raporları ile yine bir silahtan çıkan kurşunun kime ait olduğu bulunup zanlı tutuklanabiliyor. Şu an bize olağan şeyler gibi gelse de bunların ne kadar işe yarar olduğunu eskiyle kıyaslayarak anlayabiliyoruz. Eski zamanları anlatan bir diziyi takip ediyorum şahsım olarak. Örneğin orda işlenen bir cinayet sadece yalancı şahitlik eden bir kadın yüzünden başka bir masum insanı aylarca hapiste yatırıyor. Şu an ki teknoloji o vakitlerde bulunmuş olsaydı belki de masum insanlar suçsuz yere cezalandırılmayacaktı.

Biraz da geleceği hayal etmek lazım. Zaman göz açıp kapatana kadar geçiyor çünkü. Ve geçen zamanla teknoloji her gün kendini ikiye, üçe, dörde katlıyor. Uçan arabalar olacak desem ilerde artık kimse dalga geçemez benimle. Bunu öğrendik çünkü, elbet bir gün yapacaklar. Filmler, diziler hatta çizgi filmler bile bize bunu gösteriyor. Ben trafiği düşünüyorum açıkçası. Kimse kimseye çarpmaz mı acaba? Gökyüzünde de insanlar birbirini sollar mı? Orda da arabayı durdurup golf sopasıyla aşağı inerler mi? Nedense kendimce böyle düşünüyorum. Neyse olunca görürüz diyelim, ne de olsa göklerin adaleti yerden daha önemli.

Bir de şu akıllı ev sistemleri felan var. Hani kamera yardımıyla apartman girişindeki geleni görebildiklerimiz. Yapay zeka sayesinde yüzünü videoda değiştirmiş insan, neden ilerde kapıyı çalınca değiştiremesin? Bunların önleminin nasıl alınacağı ciddi sorular hep. Girişlerde DNA testi mi yaptırmak zorunda kalacağız acaba? Neden olmasın? Biz olduğumuz belki de ancak öyle bilinir hale gelecek kim bilir. Robotların bile aralarında dil geliştirip konuşmasından sonra bu olacaklar uzak bir tarihte olmaz gibi görünüyor.

Teknoloji bir derya, bizler içerisinde birer balık. Kimilerimiz belki bir balina, belki bir Nemo. Yada bir pirana da olabiliriz bilemiyorum bu ne kadar haşır neşir olduğumuzla alakalı ama şu bir gerçek ki hepimiz o suyun illa ki içindeyiz. Sudan çıkınca hayat bize çok zor hatta kısa bunu da biliyoruz. O yüzden teknoloji ile barışık fakat dikkatli ve güvenilir bir şekilde yaşamalıyız. Denizin kuralı “Büyük balık küçük balığı yer” olarak geçer. Bunu hepimiz biliyoruz. Her yerin bir kuralı olduğu gibi teknolojinin de kurallarını, teliflerini göz ardı etmeden insanca bir yaşam sürmeyi yeğlemeliyiz. Adaleti aramaktansa onu belki biz getirmeliyiz. Bir dahaki yazımda görüşmek ümidi ile… Hoş kalın, hoşça kalın, mutlu ve adaletli kalın.


Hacer SEZİK


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.