Teknoloji Zamana Mı Meydan Okuyor? İnsana Mı?

Hacer Sezik tarafından tarihinde yayınlandı

Kimimize göre zerre zerre bir fanusun içinde süzülen kum taneleri… Kimimize göre akrep ile yelkovanın birbiri arasında durmak bilmeyen bir yarış. Sabah uyandığımızda bir çocuk heyecanıyla takvim yapraklarının yırtılması… Yetmiş yaşındaki bir teyzenin yüzündeki çizgiler… Sabah işe geç kalmalar yada okula yetişme çabaları… Hepsi bize tek bir kavramı hatırlatır, ZAMAN.
Yirmi dört saatlik zaman diliminin yetmediğini hepimiz söyler dururuz. Peki bu yetmeyen sürelerde teknoloji bize zaman mı kazandırıyor yoksa var olan vaktimizi mi çalıyor?

Geçmiş zamanları incelediğimizde yada büyüklerimizin sohbetlerini dinlediğimizde günümüzde yapılan işlerin eskiden ne kadar zor olduğunu hepimiz biliyoruzdur. Örneğin zamanında derelerde yıkanan çamaşırlar yarım günlük vakit kaybettirirken, merdaneli çamaşır makineleri ile zaman dilimi eksilmeye başlamıştır. Günümüze kadar geçen sürede gelişen teknoloji ile kurutmalı çamaşır makineleri bir inovasyon olarak gündeme gelmiştir. Eskiden yarım güne yayılan işler teknoloji ile iki saate sığmıştır. Ayrıca makineden çamaşırı çıkarıp balkona asma derdi de ortadan kalkmış durumdadır. Bu kısa gibi görünen ama aslında ev hanımı ve çalışan kadınlarımızın çok meşakkatli süreçleri şu an gözlerinin önünden bir film şeridi edasıyla geçiyordur.

Evet sevgili okurlar, bu sadece bir örnek ve sadece ev için… Hastanelerde, iş yerlerinde, okullarda teknolojinin kazandırdığı zaman oldukça büyüktür. Okullarda fotokopi makinesinin yokluğunu düşündüğümüzde bir karmaşa gelmektedir gözlerimizin önüne… Yada aylar öncesinden hazırlanmış ÖSYM sınavları… Çok güzel değil mi? Bir sayfaya yazdığın yazı milyonlara çevrilebiliyor. Milyonlarca basıma uğrayan bu kopyaların temeli yine teknolojiye dayanmaktadır.

Uçaklar, trenler, otobüsler, otomobiller, elektrikli bisikletler… Hepsinin nasıl yapıldığına, nasıl çalıştığına hayret etmemek mümkün mü? İçinde oturarak, bir şeyler yiyerek yada film izleyerek… En güzeli de mükemmel manzaralar seyrederek yolculuk yapmak çok güzel değil mi? Kuşlardan esinlenerek yapılan ilk uçağa baksak eminim şimdiki uçaklar kadar konforlu değildir ama insanoğlu dur durak bilmeksizin gelişmeye ve geliştirmeye devam ediyor. Bu durum da tabii ki insanlık adına güzel sonuçlar doğuruyor. Doğurmaz olur mu hiç? Bir sünnet yerine getiriliyor belki de kimsecikler fark etmeden… “Bir günü diğerine eşit olan bizden değildir” diyen, uğruna arş-ı ala titreyen Peygamberimizin (s.a.v) bir isteği yerine gelir de insanlık yararına olmaz mı hiç?…

Geçmişten çok bahsettik… Biraz da geleceğe bakalım. Yapay zeka, robotlar, kodlamalar… Günümüzde kulak aşinası olduğumuz kelimeler. Gerçekten filmlerdeki gibi uçan arabalar olacak mı? Işınlanacak mıyız? Bunları gerçekten ben de çok düşünüyorum. Akıllara zarar diyebileceğimiz şeyler günden güne artıyor. Rahmetli babaannem, babam askerdeyken bir haber var mı diye radyo dinlermiş. Bu nesil benim bir önceki neslim diyebilirim, babamdan dolayı… Peki ya benden bir sonrası nasıl bir çağda olacak? Şu zamanda cep telefonları hayatımızın tam ortasına yerleşmişken belki gelecekte farklı icatlar olacak ne dersiniz? Biz de ışınlanma gününü mü beklesek?
Boston Dynamics adı altında bir şirketin videolarını Youtube kanalından izlemenizi tavsiye ederim. Farklı robot yapımları ile insanı hayrete düşürüyor. Bundan beş sene sonra belki bizimle yolda yürüyecek robotlar…

Üretken bir nesil yetiştirmek adına, bize yapılan zaman kaybettirici tuzaklara düşmeden, ilerleyen gelişen bir nesil yetiştirmek için teknolojiyi dozunda kullanmamız gerektiğini de söylemeden edemeyeceğim.
Gelelim teknolojinin hırsızlık yaptığı zamana…
Geceleri uyumak için yatağa başımızı koyduğumuz zaman ile uykuya daldığımız zaman artık hiç aynı olmaz duruma geldi. Peki ya sebebi? Sosyal medya, oyun yada teknoloji bağımlılığı ile uyku vakitlerimiz saniye saniye kayboluyor. Sadece uyku ile de sınırlı kalmıyor. Kafelerde arkadaşlarımızla otururken  belli bir süre sonrasında  herkesin telefonunu eline aldığına hepimiz şahit olmuşuzdur yada aynı şeyi biz yapmışızdır. Bu kadar önemli mi peki? Arkadaşımızla geçirdiğimiz zamanı çalacak kadar kıymetli mi?! Zannımca hayır. Fakat bu akım hepimizi etkisi altına almış durumda. Liseli ve ortaokul yaş gruplarını incelediğimizde sosyal medya kullanımı hat safhadadır. Yetmezmiş gibi sahte hesaplar da kullanarak kendilerince çok anlamlı olan işler yürütmektedirler. Sosyal medya kullanmayan akranlarını aşağılayıcı tavırlarla ezen ergen kardeşlerimiz geleceğe dair tehditler uyandırmaktadır. Anasınıfından telefon yada tablet istemeye başlayan çocuklar, ailelerinin bilinçsizliği ile taçlandırılarak(!) bir bağımlı adayı olmaya hak kazanmaktadır. Geçen şey yine zaman… İnsanlarımız gelişen teknolojinin olumsuz kısımlarını hunharca kullanıyor ve kullanmaya da devam edecektir. Bu yüzden üretken bir toplum yerine ne yazık ki tüketen bir toplum haline geldik. Örneğin Yemek Sepeti. Ne kadar güzel aslında. Acıkıyoruz ve yemek yapmaya vaktimiz yok yada acil misafirimiz geldi vs vs vs… Keyfi yada mecburi bir anda imdadımıza yetişen güzel bir teknoloji imkanı aynı zamanda insanımızı tembelliğe sürüklemekten geri durmuyor maalesef.

Üçlü koltuk tabiri… Babalarımız geldi değil mi gözlerimizin önüne? İşten yorgun yorgun gelip, karşısına uzanıp elinde bir televizyon kumandası ile uyku zamanı gelene kadar geçirilen zaman… Bunu bir ömre yaysak, televizyon karşısında geçirilen vakitler daha yararlı olmak adına faaliyetlere çevrilemez mi sanki? Misal, çocuklarıyla oynasa bir anne yada baba bir diziye dört saat ayırmak yerine… Mutlu mutlu çocuklar yetiştirmez mi? Mutlu çocuklar başarılı olur, başarılı çocuklar ülkenin geleceğini inşa eder.  Dört saat dizi mi olur Ya Hu? Dört saat bir hayal dünyasını izler mi bir mahluk? Dört saat hayal kursak sıkılırız bence. Ama izliyoruz…Oyun konsolları… Play Stationlar…Neredeyse her yaştan insanımızın bir numaralı tutkusu. Yenmek, kazanmak, can kapmak… Öyle bir simülasyonun içine alıyorlar ki bizi, gerçekte yaşamaktan daha çok zevk alıyoruz o dünyada. Ayrıca “Ne yapıyorsun?” sorusu yöneltildiğinde, “Hiç ya, vakit öldürüyorum!” sözlerini de duyar olduk. Ne yazık, ne acı! Yerinden oynatamadığımız ama aslında da asla durduramadığımız bu soyut kavram ne kadar değerli aslında. Neden kıymetsizleştiriyoruz? Gençlik diyerek altmış beş yaşına gelince mi anlamasını bekliyoruz acaba gençlerimizin?

Daha birçok örnek verilebilir değil mi? Şu an bu cümleleri okurken her birimizin zihninden farklı farklı kaybedilen yada kazanılan zaman dilimleri geçtiğine eminim. Ahh zaman… Seni ne ileri almak mümkün ne geri… Ne de durdurmak. Vaktin kıymetini bilmeli, insan olarak. Peygamber efendimiz (s.a.v.) üç şeyin kıymetini bilmemizi söyler her daim. Gençliğin, sıhhatin ve vaktin… Boş geçirmek de bizim elimizde doldurmak da…

Geçen ömrün güzel yıllarını gigabyte kotasında aramamak duasıyla… Aynı zamanda uzaktaki sevdiklerimize de kavuşturan teknolojiye de sonsuz saygılar ile… Eylül’de görüşmek üzere hoşça kalın sevgili okurlar…

Kategoriler: Teknoloji

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.