SORAYA’YI TAŞLAMAK

Duygu Tiryaki tarafından tarihinde yayınlandı

Filmin neresinden nasıl başlamalı anlatmaya bilemiyorum… Ölümün her türlüsü kötü olabilir, ancak iffetli bir kadının iftiralara maruz kalarak suçsuz yere öldürülmesi en kötüsü olsa gerek… Bunu yaparken dinin alet edilmesi… Bunları yaptırmak için mazlum insanları mecbur bırakılması… Kocası tarafından işlemediği bir zina suçu iftirasına maruz kalan masum bir kadının, Soraya’nın yürek sızlatan hikayesi demek isterdim, ancak bu Soraya’nın kendi seçtiği hayatının öyküsü bile değil…

Yeğenine ölmeden önce söz veriyor Zehra; bu olay, köyün sırları arasına gömülmeyecek, bütün dünya duyacak bu barbarlığı, bu günahı. Recmden bir gün sonra Fransız asıllı, İranlı gazeteci Freidoune arabası bozulduğu için köye uğradığında, Zehra da amacına ulaşıyor… Zehra bir gazeteci ile karşılaştığını anladığında ölümü bile göze alarak yeğeni Soraya’ya neler olduğunu, kapalı kapılar ardında, İran’ın bu gözden ırak köyünde neler döndüğünü anlatmak ister. Bu küçük kasabanın işlediği büyük günahı dinlemesini ister.

Önce Zehra’nın deli olduğuna inandırmaya çalışıyorlar gazeteciyi. Engelleseler de, buluyor yolunu ve tüm hikayeyi anlatıyor Zehra. Erkek egemen bir köyde, kadınların sesi asla çıkmamaktadır ve dediklerine inanılmamaktadır. Ya da zaten dediklerinin gerçek de olsa önemi yoktur. Zehra: “Burada kadınların sesi önemsenmez, sesimi yanında götürmeni istiyorum” diyor; gazeteci de kaydediyor onun bütün anlatıklarını..

Filmin konusu gerçekte de yaşanmış ve yaşanılmaya devam eden olayları anlatıyor. Yer İran, 1980’li yılların ortaları, dönem Ayetullah Hümeyni dönemi. Ali Soraya’yı boşamak ister ve onu sağda solda kötüler. Karısı Soraya ise çocuklarının geleceğini düşünerek boşanmaya yanaşmamaktadır çünkü yaşadıkları yerde kadın sadece ev işlerini yapan ve doğurmaya yarayan bir canlıdır. Ve dul kalmak hiçte eğlenceli değildir! 14 yaşındaki bir kızdan etkilenen Ali, Soraya’yı boşamak için herşeyi göze almıştır. Ali’nin şeytani planları Soraya’nın çocukluk arkadaşı Firuze öldüğünde devreye girer. Eşi öldükten sonra Haşim zihinsel engelli bir çocuğuyla yalnız kalır. Köyün erkekleri Soraya’nın ölen kadının oğluna bakması ve evin işlerini yapması karşılığında da bir miktar para almasına karar verir. Soraya da onlara ev işlerinde yardım etmeye başlar.

Soraya’dan kurtulmak isteyen Ali ailesine nafaka ödememek ve Soraya’dan kurtulmak için bu durumdan faydalanıp karısının onu Haşim’le aldattığını ileriye sürer ve kısa süre içerisinde bunu küçük kasabada yayar. Ali ise Haşim’i tehdit ederek yalan söylemesini ister; çünkü hükmün gerçekleşmesi için 4 erkek şahide ihtiyaç vardır, bunlar bulunur. Zehra yeğeni Soraya’yı da alıp evine getirir. Ardından Muhtar İbrahim Ali’yle birlikte bu iddiayı konuşmak için gelir. Soraya ise bu çirkin iftiralar karşısında var gücüyle direnmeye çalışır.

Muhtar: Masum olduğunu kanıtlayabilir misin?
Soraya: Kanıtlamak mı? Nasıl kanıtlayabilirim? Beni suçlayan onlar, suçumu onlar kanıtlasın.
Muhtar: Bir koca karısını itham ederse suçsuzluğunu kanıtlamak vazifesi kadına düşer. Kanunlara göre bu kadının mesuliyetidir. Bu durumda şayet karısı kocasını itham ediyorsa o zaman o kocasının suçunu ispat etmelidir.
Soraya: Evet çok açık! Kadınların tümü suçlu, erkeklerin tümü suçsuz. Öyle değil mi?

Ancak köyün mollası da dahil, herkes yalancı şahit; ispatlamak ne mümkün! Taşlama anını beklemekten başka yapacak hiçbir şey yok Soraya için. Sadece Soraya’nın taşlanarak öldürülmesi değil, erkek egemen dünyada sadece kadın olduğu için kendini savunmaktan aciz kalması, kadınların nasıl ikinci sınıf insan olmaları, kocasının sırf daha genç ve güzel bir kız uğruna onu ölüme sürüklemesi, buna köyün imanından muhtarına, hatta komşularına kadar göz yummasıdır asıl acı olan.

Bu kanlı iftirayı sonucu belli olan hazin sona bağlamak için köyün muhtarı, Ali, Soraya’nın babası Morteza, iki çocuğu ve en başından beri işin içinde olan köyün sözde Molla’sı toplanıp recme onay verirler. Filmin o andan sonrası acı dolu ve feci zaten… El arabalarıyla taş topluyor bütün köy halkı, büyük bir iştahla. Buna çocuklar da dahil, Soraya’nın çocukları bile! O kadar insanlıktan çıkılmış ki, günah, yazık, hak, hukuk düşünen tek kişi bile yok.

Zehra: Korkuyor musun?
Soraya: Ölümden değil.. Taşlanarak ölmek acı verici olmalı..

Soraya’ya son sözü sorulduğunda: “Bunu bana nasıl yapabildiniz? Sizler benim dostum, arkadaşlarımdınız. birlikte aynı sofraya oturduk, aynı yemekten yedik. Sen benim babamdın, sizler benim oğullarımdınız, sen benim kocamdın! Bunu bana nasıl yapabildiniz? Bunu herhangi bir insana nasıl yapabiliyorsunuz?” diye soruyor. Vahşi köpekler gibi sıralanan adamlar için sözlerin hiçbir önemi yok oysa, her biri ilk taşı atmak için sabırsızlanıyor.

“İlk taşı günahsız olanınız atsın” diye bir laf vardır ya hani; hikaye! En önce iftira atanlar taşı alıyor eline. Ardından Soraya’nın öz babası… Kızının tam suratının ortasına nişan alıyor ki bütün o sözde günahın utancı, alnından akan kanlarla akıp yok olsun, silinip gitsin! Soraya’nın iki çocuğu bile annelerini taşlamaktan alıkoyamıyorlar kendilerini. Köy halkı nasıl dursun?

Soraya teyzesi Zehra’ya taşlanırken ağlamayacağına dair söz vermişti oysa, ancak kocasının attığı taşla alnı delinen Soraya hıçkırarak ağlamaya başlıyor. Erkekler hunharca taşlarken kadınların elinden gelen sadece çaresizce ağlamak oluyor… O taşları toplayanlar, atanlar kendi çocukları, öz babası, komşusu ,akrabasıdır aslında. Suçsuz olduğunu bile bile susmuştur kimileri, kimileri susturulmuştur.
Hafız’ı Şirazi dizeleriyle başlayan film, aslında filmin özetini geçiyor; “Olmayın riyakârlık edenlerden. Bir yanda yüksek sesle Kuran’ı dillendirirken, öte yanda ahlaksızlığını sakladığını zannedenlerden.”

Cesedinin gömülmesine bile izin verilmez Soraya’nın. Tüm bunlar yaşanmış ve bitmiş bir olaydır köy halkı için,tek bir kişi dışında. Soraya’nın teyzesi Zehra yeğenine ölmeden önce söz vermişdi; yaşananların üstünün örtülmesine,unutulmasına karşıdır, Soraya’nın yanı başındakilere duyuramadığı çığlıkları Zehra tüm dünya’ya fısıldamak ister. Freidoune Zehra’nın anlattıklarını bir yandan kaydedip bir yandan da gözü dolarak dinlemiştir. Geçen zamanda arabası da tamir edilmiştir. Teyibi yanına alıp köyden çıkmaya hazırlanırken bir sürprizle karşılaşır. Köyün muhtarı İbrahim ve Sözde Molla efendi Freidoune’un olanları öğrendiğini anlamışlardır köyden teyibi ve kasetiyle çıkmasına izin vermezler. Hepsine el koyarlar.

Ama asıl aradıkları şeye ulaşamazlar. Çünkü kaset Zehra’dadır. Freidoun’un özel eşyalarına zarar verdikten sonra gitmesine müsaade ederler. Köyden çıkmaya çalışan Freidoune ilerde gizlenen Zehra’dan kaseti alıp tüm engellere rağmen köyden çıkmayı başarır. Zehra ise İbrahim ve Molla’ya şu sözleri sarf eder: “Korkuyor musunuz? Hak yerini buldu değil mi? Kurban olduğum Rabbim çok yücedir. Allah büyüktür. Köyümüz dünyaya bir örnek olmayacak mıydı? Şimdi tüm dünya öğrenecek. Evet! Burada gerçekleşenlerden tüm dünya haberdar olacak. Tüm dünya öğrenecek!”


Gördüğünüz bu fotoğraf Soraya’nın tek fotoğrafı olup 9 yaşındayken çekilmiştir.

21. yy’da yaşıyor olmamıza rağmen hala iftira uğruna taşlanarak öldürülen kadınlarımızın olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Adaletsizlik, cehalet, kadının yalnızlığı, çaresizliği ve insanların yeri geldiğinde nasıl canavarlaştığının tablosu Soraya’yı taşlamak! Erkek egemen toplumlarda istekler ve çıkarlar uğruna her yol mübahtır bize diyerek sadece ellerin kana bulanmasına gerek yok, niyetlerde kana bulanıyor zaman zaman. Günahlar, cahillikler hep kanla yıkanmış. Köy kültürü (yani “komşum ne der” kültürü) toplumdaki erkek avantajı ve bencilliğin karmasından feci felaketler doğabileceğini gösteriyor.

İslamda Zina Suçunun Sabit Olması İçin Gerekli Şartlar
1) İkrarla Tespit

Yani zina edenin bu durumu açıkça itiraf etmesidir. Zina ikrarında bulunanın akıllı, ergin olması ve zorlama altında bulunmaması gerekir. Ayrıca ikrarın dört defa yapılması gereklidır. Çünkü Mâiz b. Mâlik`e Allah elçisi dört defa ikrar esasını uygulamıştır. Hanefi ve Hanbelîlerin görüşü budur. Şâfiî ve Mâlikilere göre ise tek ikrar yeterlidir.

2) Zinayı dört şahitle ispat:
Zinayı dört şahitle ispat: Zinanın müslüman, erkek, adaletli ve hür dört erkek şahitle ispat edilmesi gerekir (en-Nisâ`, 4/15; en-Nûr, 24/4,13). Dört şahidin aynı anda zina edenleri vaziyet esnasında çıplak bir şekilde görmeleri gerekir. Bu da ihtimali çok düşük bir durumdur. Şahit sayısı dörtten az olur veya dördüncü şahit “sadece bunları bir yorgan altında gördüm” gibi kesin zinaya delâlet eden beyanda bulunmasa, ilk üç şahide “zina iftirası (kazf)” cezası uygulanır. Zina isnat edilenden had düşer. Bu kadar titizlilikle bir iddianın gerçek olup olmadığı kanaatine varılır. Bu durum çok zor bir ihtimaldir.
Recm cezası, ibretli olması için bir meydanda erkek ayakta, kadın ise tercih edilen görüşe göre göğsüne kadar bir çukura sokularak kendisine ölünceye kadar küçük taşlar atılmak suretiyle infaz edilir. Recmle öldürülen kimse yıkanır. Kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve defnedilir. Çünkü Hz. Peygamber, recmedilen Mâiz için Kendi ölülerinize yaptığınız şeyleri ona da yapınız” buyurmuştur.

Etiketler

#sorayayıtaşlamak #recm #adalet #iftira #freidounesahebjam #mozhanmarno #shohrehaghdashloo #jamescaviezel #ayetullahhumeyni #şeriat #irandevrimi

  • https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/recm-cezasi-recm-cezasi-uygulanmasi-icin-gerekli-sartlar
  • https://www.sabah.com.tr/yazarlar/gunaydin/sirin_sever/2010/05/03/gercek_ve_carpici_bir_recm_oykusu
  • https://evinkedisi.com/dizi-film/sorayayi-taslamak-the-stoning-of-soraya/.html
  • http://blog.umut.org.tr/sorayayi-taslamak-the-stoning-of-soraya-m.html


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.