Sinemada Savaş

admin tarafından tarihinde yayınlandı

 Nazi Almanya’sının fedaileri mi, Nazi askerlerini yakalayıp türlü türlü işkenceler eden Teğmen Raine ve çetesi mi soysuz? Kimler oluşturuyor tam olarak bu çetenin soysuzlarını? Bu soruyu filmin yönetmeni Tarantino’ya mı sormalı yoksa biz seyircilere mi? Size sorulmuş olsaydı cevabınız ne olurdu? Seyircilerden olan benim bu soruya naçizane muhtemel cevabım, “Tarantino kimi soysuz olarak anlatmak istemişse odur soysuz! Filmdeki soysuz odur yani…”    
   Peki gerçekte hangisi soysuz?!

   Bir yönetmenin en doğal hakkı filminde anlattığının anlaşılmasını istemesidir. Peki, biz seyirciler bundan fazlasını yapıyorsak o yönetmene haksızlık mı etmiş oluruz yoksa fazla mı iyilik yapmış oluruz ve her şeyin fazlası zarar değil midir? ! Yönetmenin anlattığını anlamaktan fazlasından kasıt; o filmi kabul etmek. Çok fazla emek ile hazırlanmış yapım bakımından da oldukça kaliteli bir filmin etkisinde kalıp o etki ile belki de tarihi farklı yansıtan bir düşünce silsilesini kabullenmek. “Ama film çok iyiydi!” İyi bir film doğruları yansıtır mı her zaman?!

   Sinemanın bir şeyi anlamanın, öğrenmenin en keyifli yollarından biri olduğunu düşünüyorum. Ve aynı zamanda yanlış anlatılan şeylerin, anlatıldığı gibi anlaşılmasını sağlayan iyi bir hizmet alanıdır da bana göre…

öldürdüğünüz tahmini insan sayısı
işgal ettiğiniz topraklar
hatta işkence türlerinin ismi

 ortada iken çıkıp kuru bir cümle ile “Ben masumum” demek elbette inandırıcı olmaz.
Masumiyetinizi; kaliteli görsel efektler, zekâ dolu replikler, şaşırtıcı sonlar, duygusal sahneler, gerçekçi oyunculuklar ile süsleyip ifade ederseniz, yine inandırmanız pek muhtemel değil fakat daha muhtemeldir. Fakat bu süslemeyi yaparken yani sinemayı kullanırken ana temanız “Ben masumum!” değil de “Bakın onlar daha zalim!” olursa insanlar sizin masum olduğunuza inanmasa da sizden önce suçlayacakları hedefleri vardır. Kirli politikalarınızı kanlı ellerinizle sessiz bir şekilde sürdürmeye devam edebilirsiniz.

   Bu yazımda amacım A ülkesini veya B ülkesini hedef göstermek değil kesinlikle amacım. Gösterdiğim hedef tam olarak “SİNEMA”. Evet, kendini bildi bileli sinema ile ilgilenen biri olarak size sinemayı hedef gösteriyorum.

   Sinema çok güçlü bir alan Size verir de sizden alır da. Yanlış da yönlendirir doğruyu da anlatır. Sinema yanlış kullanılmaya çalışılsa da biz seyirci olarak yapmamız ve yapmamız gerekeni bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz bana göre.


Filmi izlemek, anlamak ve gerekli araştırmaları yaptıktan sonra anlatılanı kabul etmek.  (Yapılması gereken)
Yapımı ne kadar kaliteli olursa olsun, yaklaşık 2,5 saatlik görsel şölenle sunulan bilgi aktarımını anın etkisi ile hemen kabul etmek. (Yapılmaması gereken)

Sinemanın algıları hele ki savaş gibi derin bir konuda başarılı bir şekilde yönettiği dışında sizlerde değinmek istediğim bir konu daha var.

   Sinemada savaş nasıl işleniyor? İşlenmeli mi? İşlenmeli ise o savaş görüntüleri bizi ne denli etkiliyor gibi psikoloji alanını da derinden ilgilendiren soruların cevaplarını psikoloji alanı ile derinden ilgilenen insanlara emanet ediyorum.
İşin sinemada nasıl işlendiğine gelirsek, sinema ile yoğun ilgilenen bir seyirci olarak savaşın sinemada sahnelenmesine değinmek istiyorum.

Savaş filmlerinde hangi sahneler daha çok ön planda; patlama olan sahneler mi, savaşın etkilerini ifade eden duygusal sahneler mi, yoksa savaşlardaki sadistliği ifade etmek için türlü işkence sahneleri mi?
Bu durum elbette filmden filme yönetmenden yönetmene değişiyor. Bir filmde sadist askerlerin tavırları ön planda iken aynı savaşı konu edinen başka bir filmde savaşın etkilerini ifade eden duygusal replikler daha çok ön planda. Aynı savaşın farklı yönetmenlerin farklı filmlerinde kendilerine has yorumu olarak ifade edilirken ben bu duruma başka bir bakış açısıyla bakmak istiyorum.

Patlama sahnelerinin bol olduğu bir filmde patlama anının gerilimini bir nebze olsun hisseder, duygusal sahnelerin bol olduğu bir filmde karakter ile duygusal bağ kurmaya başlar, savaşın sonrasını anlatan bir filmde kendinizin savaş sonrasında nasıl bir tutum sergileyeceğiniz hakkında sorgulamaya başlayabilirsiniz. İçtenlikle izlediğiniz ve birbirinden ayrı bu filmler bir yapbozun parçaları olarak görev görürler iç dünyanızda, parçaları birleştirip yapboza kuşbakışı baktığınızda çok yakınınızda olan savaş zedeleri anlamaya hatta bir nebze dünyayı anlamaya başlarsınız belki de. 
Filmleri içtenlikle izlemek demişken içtenlikle cevap vermenizi isteyeceğim bir sorum var sizlere:
Siz bir savaşın etkisinde olsanız genel tavrınız aşağıdaki karakterlerden hangisi gibi olurdu?
A-) Yakın arkadaşını kurtarmak için savaş alanına geri dönen ve bu dönüşte gördüğü her yaralı askeri kurtarmaya çalışan Forrest Gump. 


Resim

​-) Savaşın kendi ailesine olan etkisi yüzünden yıllarca acı çekmiş intikam fırsatı eline geçince de gözünü kırpmadan acı şekilde intikam alan Shosanna Dreyfus

Resim

​ 
C-) İç savaş en kötü darbelerle onu ne kadar derinden etkilese de sevdikleri için ayakta kalan Nawal Marwan 

Resim

​ D-) Savaşın derin etkilerine ve zorluklarına rağmen kendi milletinden olmasa da yardıma ihtiyacı olan birine sonuna kadar yardım eden Süleyman Dilbirliği 

Resim

​Cevabınızı kimse ile paylaşmak mecburiyetiniz elbette yok ama lütfen içtenlikle cevap verin. Vereceğiniz cevaba göre kendinizle sohbet etmeniz naçizane önerimdir.

   Sorumla alakalı ve son olarak bir şeye daha değinmek isterim.
Cevap şıklarında izlenmesi en muhtemel filmlerden karakterler seçmeye çalıştım. Ve en az bu filmlerdeki savaşlar kadar; Filistin, Doğu Türkistan, Yemen, Arakan ve daha birçok ülkede zulümlere neden olan savaşlarda kanayan yaramız, büyük bir yaramızken, maalesef yeterince filmlere konu edilmiyor ya da konu edinen filmler sinema gündemini meşgul etmiyor/edemiyor. 
Ben bir seyirci olarak bu durumdan yakınıyor ve bu yazının sahibi olarak sizleri kanayan yaramız zulme uğrayan mazlumlar için duyarlı olmaya davet ediyorum. 

​“Ben sinema hakkında teknik olarak hiçbir eğitim almadım, kendim bildim bileli film izleyerek ve ulaşabildiğim kadar araştırmasını yaparak kendi çapımda kendimi eğitmeye çalıştım. Kamera arkası görüntülerini; oyuncuların eğlenceli tavırlarını görmek için değil, o anda yönetmenin tavırlarını ve işin mutfağını görebilme umuduyla tekrarlarca izlediğimi bilirim. Hulâsa-î kelam; işin ehli kesinlikle değilim, kendimi bildim bileli seyirciyim. Kendi çapımda biriktirdiklerimi sizlerle paylaşmak benim için çok özel, umarım sizleri elimden geldiğince tatmin ederek yapabilirim bunu.”


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.