SEVDANIN DİĞER ADI: GERÇEK DAVA ADAMI

Ayşe Taşın tarafından tarihinde yayınlandı

Sevgili arkadaşlar;

Hepinizi antiemperyalist, antikapitalist, anti sosyalist, anti nazizst, en önemlisi de Türkiye özeline ait olmak üzere anti firavunist bilinçle selamlıyorum.

Ne mutlu, ezeli ebedi ulu önderimiz Hz. Muhammed’in şefaatçisi olanlara.

Şimdi bir slogan atacağım. Çok yoğun bir alkış bekliyorum.

Sloganım şudur: Ne mutlu Müslüman’ım diyene!

NURİ PAKDİL

Derdi ve davası olmalı insanın…

Yaşadım diyebileceği, şükredebileceği, vuslata huzurla erebileceği…

İşte bu ay tam da öyle bir insandan bahsedeceğim…

Kim mi?

Baştan aşağı klâs duruşun adamı…

Nuri Pakdil…

Nuri Pakdil deyince ayrı bir çarpar yüreğim…

Neden mi?

Çünkü gerçek bir dava adamı, devrimci, aşk ve sevdanın temsili…

Nuri Pakdil’i bilmeyen yoktur diye ümit ediyorum.

Eğer bilmeyen var ise de onu yaşayarak öğrenmelerini tavsiye ediyorum…

Nuri Pakdi’i yaşamak demek; anlamak, anlamlandırmak her sözünü…

Nuri Pakdi’i yaşamak demek; yaratılanı, yaratandan ötürü sevmek…

Nuri Pakdi’i yaşamak demek; emek emek, satır satır yazdıklarını hayatına yerleştirmek…

Nuri Pakdi’i yaşamak demek; İstanbul ve Kudüs’ü buram buram, akan kanında hissetmek demek…

Yankısı silahların gözyaşları bittiğinde, güller zambaklar yeşerecek Gazze’de, kutlu Kudüs’te açacak çuha çiçeği…

Kudüs aşığı, yedi güzel adamın abisi, Türk Edebiyat ve Düşünce Dünyasının aydın şairi…

Nuri Pakdil…

1934’te Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi. “Doğum günüm İstanbul’un bize katıldığı gündür.” Diyerek 29 Mayıs’ı doğum günü olarak kabul etti.

Nuri Pakdil entelektüel bir ailenin çocuğuydu. Annesi, babası onu hep okumaya teşvik etti. Bu yüzden kendini şanslı sayıyordu. Öğrenme aşkı daha evde başlamıştı. Farklı bir eğitim macerası oldu. Çünkü ilkokul çağındayken okula gitmedi. Zira ailesi batı egemenliği altındaki eğitime karşıydı. Bu yüzden ilk derslerini eve gelen hocalardan aldı. Daha sonra sınava girerek ilkokul mezunu oldu. Liseye gidene kadar da eğitime bu şekilde devam etti. Yazma isteği de bu yıllarda ortaya çıkmıştı. Eline kalemi aldığı ilk andan itibaren durmadı. Ustanın uzun yürüyüşü işte böyle başladı…

Kudüs sevdası da bu yıllarda girmişti yüreğine…

Annesi Vecibe Hanım sayesinde bir zırh gibi taşıdı içinde Kudüs sevgisini.

Kudüs anaydı, Kudüs sevdaydı onun için…

Daha sonra Büyük Doğu’yla tanıştı. Daha küçük yaşta Üstad Necip Fazıl’a gönülden bağlanmıştı. Yüzünü görmemiş, ama onu anlamış, fikirlerini yüreğine kazımıştı. İşte bu tanışıklık Türk Edebiyat ve Fikir Dünyasına Nuri Pakdil’i kazandırdı. Yazma isteği güçlendi ve cesaretini topladı. İlk adımı lisede iki arkadaşıyla birlikte çıkardığı Hamle dergisiydi. Küçük gibi görünen bu adım büyük yankı uyandırdı. Öyle ki birkaç lise öğrencisinin edebiyat merakının sonucu olmaktan öteye gitti. Demokrasiye hizmet ve Gençlik gazetelerindeki yazıları, her fırsatta dudaklarından dökülen dizeleri, Nuri Pakdil yazılarını takip edenlerin sayısı günden güne artıyordu…

Ve İstanbul’a düştü yolu, o çok sevdiği şehre…

Öyle kıymetliydi ki İstanbul onun için, diğer aşkı Kudüs’le aynı cümle de kullanmak için fırsat kolluyordu. Bakın nasıl tarif etmişti o sevgiyi; “Kudüssüz ve İstanbulsuz aşk yoktur.”

60’ların başından itibaren İstanbul üniversitesi hukuk fakültesine başladı. Büyük bir istekle hukukçu olmak istiyordu. Ama umduğu gibi olmadı bir türlü sevemedi hukuk derslerini…

Üniversite yılları sevimsizdi onun için. Çünkü okul sıraları yazıyla arasına mesafe koymuştu. Öylesine bir buhran yaşadı ki, üniversite yıllarını yılan diye adlandırdı. En büyük tutkusuyla, yani yazıyla arasına giren bir yılan…

Üniversiteyi bitirdikten sonra yine gazete de buldu kendini. Huzuru yine yazıda buldu. Üstad Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’la da bu yıllarda tanıştı. Okul bitince bir süre hukuk müşavirliği yaptı. Avukatlık stajını bitirdikten sonra mesleğe devam etmedi. İlkelerine aykırı bulmuştu avukatlığı…

Çünkü o devrimci, dava adamı, âşık ve sevdalı Nuri Pakdil’di…

İlkeleri her şeyden önce gelirdi…

Klâs duruşunun sebebi de buydu zaten…

1969 yılında ünlü edebiyat dergisini kurdu. Yayın 1984’de kadar devam etti. Edebiyat dergisinin kapanması ve Nuri Pakdil’in anlaşılmadığını düşünmesiyle beraber 13 yıllık bir sükûta büründü. Ancak Nuri Pakdil’in sükûtu bile davasındandı. 1997’ de sükût suretiyle geri döndü. Onun için sükût sadece bir kitap ismi değil; hayatının, davasının, duruşunun bir parçasıydı…

Tûr Dağını yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum.

Kudüs’ten yükselen bir feryattı Nuri Pakdil. “Kudüs sevilmeden insanlığa girilmez.” Diyordu.

Peki, neden bu kadar önemliydi Kudüs onun için?

Neden ömrünü bu davaya adamıştı?

Çünkü Efendimiz (s.a.v)’in miraca çıkarken son adım attığı yerdir Kudüs…

Bu yüzden; “Yüreğimin yarısı Mekke’dir. Geri kalanı da Medine’dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.” Derdi.

Ben bir devrimciyim diyordu her fırsatta. Çünkü ona göre Müslüman devrimci olmalıydı. Ona göre gelmiş geçmiş en büyük devrimci Efendimiz(s.a.v.)’dir. Ve biz Müslümanlar olarak onun izinden gitmeliydik.

Tepeden inmeciliği kabul etmedi hiçbir zaman. Başkaldırmaktan korkmadı. Doğru bildiğini söylemekten hiç çekinmedi. Elbette onu anlamayanlar da vardı. Ama o yılmadı. Dayatılan sisteme yabancı olduğumuzu söyledi her fırsatta…

Batı emperyalizme karşı bizi diretti. Özümüzü savundu. Üstelik o yıllarda bunları dile getirmek hiç kolay değildi. Ama o cesurdu. Onu farklı kılan da buydu. O Nuri abiydi. Yedi güzel adamın güzel abisi…

Derdinden ve davasından asla vazgeçmedi. Ona göre Türkiye bugün İslam dünyası için bir umut…

Özellikle de orta doğu için…

Nuri Pakdil; yeryüzünü kurtaracak hareketin Türkiye’den başlayacağına inanıyordu, ömrünü de her sözüyle, her hareketiyle bu kutlu davaya adadı…

Gözün arkada kalmasın. Davana devam edecek nice Nuri Pakdil’ler yetiştirdin güzel adam…

İnancın hiçbir zaman yitip gitmeyecek her daim devam ettirecek yeni Nuri Pakdil’lerin olacak…

Ve o gün gelecek…

İnsanlar İslam üzere yaşayacak ve Kudüs Müslümanlar tarafından feth olunacak…

Davan için attığın her adım yerini bulacak…

Duam odur ki bu uğurda ve bu yolda can veren bir damla olmak…

Damla dahi olsa bu kutlu davaya baş koymak duasıyla…

Çok değerli Ustamız, devrimcimiz Nuri Pakdil’i rahmetle anıyorum…

Dava ile kalın…

Sağlıcakla…

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/nuri-pakdil-kimdir-nuri-pakdilin-hayati-ve-kitaplari-41353564

https://www.star.com.tr/guncel/nuri-pakdil-unlu-selamlamasini-yine-yapti-salon-costu-haber-1078484/

https://kudusgenclikharekati.tumblr.com/post/163911040166/t%C3%BBr-da%C4%9F%C4%B1n%C4%B1-ya%C5%9Fa-ki-bilesin-nerde-kud%C3%BCs-ben

https://www.youtube.com/watch?v=c8Eosn2P2i4


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.