SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

admin tarafından tarihinde yayınlandı

“Zaten saatle insanı birbirinden pek ayırmazdı. Sık sık “Cenab-ı Hak insanı kendi sureti üzere yarattı; insan da saati kendine benzer icat etti.” derdi. Bu fikri çok defa şöyle tamalardı: “İnsan saatin arkasını bırakmamalıdır. Nasıl ki, Allah insanı bırakırsa her şey mahvolur.” Saat hakkındaki düşünceleri bazen daha da derinleşirdi. Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… bu da gösterir ki zaman ve mekân insanla mevcuttur.”

Seçtiğimiz kitaptan bir alıntıyla başlamak istedim. Bu ay patikada işlenecek konu alıntıyı okuduğunuzda size göz kırpan “zaman”. Bu konuya uygun gördüğümüz kitap ise Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” oldu.

Öncelikle kitabın dış görünüşünden bahsedelim. Kitabı ilk gördüğümde sayfa sayısının fazla olması gözümü çok korkmuştu fakat kitabın ruhuna uygun tasarlanan kapak beni kitabın içine çekti. Kapakta kullanılan fotoğraf, renkler, yazı biçimi ve oluşan sadelik tam da yazarımız Tanpınar´a göreydi. Kitabı okumuş biri olarak şunu canı gönülden söyleyebilirim ki: Okumaya başladıktan sonra kitabın nasıl bittiğini pek de anlamıyorsunuz.

Daha önce hiç Tanpınar´ın bir eserini okumadıysanız ilk sayfalarda kullanılan eski kelimeler ve yapılan betimlemeler sizi yorabilir. Bu sebeple ilk elli sayfayı kitabın diline alışmayı bekleyerek okuyun. Bu karmaşık gibi görünen dil, alıştıkça size zevk vermeye başlayacak. Kullanılan süslü kelimeler ve ritmik betimlemelerin hepsi birer müzik aletine dönüşecek ve size harika bir dinleti sunacaklar. Tabii size de bu dinletinin keyfini çıkarmak düşecek.

Kitabın konusuna gelecek olursak; roman da ana karakter olan Hayri İrdal´ın hayatı anlatılıyor. Şiirlerinde sembolist olan Tanpınar romanında da bizi şaşırtmıyor. Oluşturduğu hayali karakter üzerinden bize romanın yazıldığı tarihteki hayatı anlatıyor.

Kitap dört bölümden oluşuyor. İlk bölümde Hayri İrdal´ın çocukluğundan bahsediliyor. Bu bölümde olan en önemli olay: kahramanın Nuri Efendi ile tanışması ve onun yanında işe girip saatlere ilgi duymasıdır. Özellikle bu bölümde çoğu zaman Nuri Efendi vasıtasıyla insan zaman ilişkisi harikulade anlatılıyor. Bana kalırsa romandaki Nuri Efendi tam olarak doğu medeniyetini karşılayan bir karakter. Nuri Efendinin dilinden bir alıntı eklemek istiyorum:” Hiç kimse ortada o kadar kanun müeyyidesi varken elbette durduğu yerde” benim düşüncem şudur “diye bağırmaz. Yahut gizli bir yerde bağırır. İşte bu gizlenmelerin, mizaç ve inanç ayrılıklarının kendilerini bilhassa gösterdikleri yer saatlerimizdi.”

Kitabın ikinci bölümünde ise kahramanımız askerden döner ve her şeyi değişmiş bulur. Eski dostlarında olan Abdüsselam Bey sayesinde iş bulur ve evlenir. Abdüsselam Bey onun kendi konağında kalmasını ister. Bu konak çok büyük bir konaktı. Eskiden damatlar, gelinler, torunlar misafirler, kimler kimler kalırmış. Şimdi ise yalnız Abdüsselam Bey kalmaktaydı. Romanda Abdüsselam Bey´in konağı Osmanlıyı teslim etmekteydi. Artık o çatı altında kimse kalmamıştı ve yıkılmaya yüz tutmuştu. Tıpkı Osmanlı gibi.

Kitabın üçüncü bölümünde ise kahramanımız batıyı temsil eden Halit Ayarcı ile tanışır. Artık hayatında başka bir boyut oluşmuştur. Beraber saatleri ayarlama enstitüsünü kurarlar. Hayri İrdal bu bölümde olduğu kişiden farklı biri gibi davranır ve istemediği davranışlar sergiler. Yaptıkları sebebiyle de vicdan azabı yaşar. Fakat sürdüğü hayattan da memnun gibi görünür.

Dördüncü bölümünde ise saatleri ayarlama enstitüsü zirveye çıktığı bir zamanda birden gördüğü destek azalır ve kapatılmak zorunda kalır. Saatleri ayarlama enstitüsü başlı başına yenili ve bir ilkti. Kahramanımızın etrafındaki eş dostu bu yeniliği her zaman destekledi. Ta ki yeniliğin ucu onların hayatlarına dokunana kadar. Halit ayarcının ayrılması ve dostların desteğini çekmesi enstitünün kapanmasına neden oldu.

Kitaptaki ana kahraman Hayri İrdal doğu ve batı arasında sıkışıp kalmış, ne yapacağını bilmeyen halkı temsil ediyor. Kahramanımız ne zaman Halit Ayarcının peşinden gitse içinde Nuri Efendiden kalanlar hep konuşmaya başlıyordu. Kahramanımız hiçbir zaman tam olarak batıya inanmadı fakat inanmayı hep çok istedi.

Son olarak kitapta beğendiğim birkaç alıntıyı sizleri büyülemesi için bırakıyorum.

“Şu hakikati kendi hayatım bana öğretti: İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık, yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiçbiri alamaz”

“Bu daima böyledir. Hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlilerini affettiren daima öbür hadiselerdir.”

“Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?”

“Eski şapkalarımız, ayakkabılarımız, elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek isteyişimiz de bu yüzden değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışsa benzer; kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı yahut “Ben artık bir başkasıyım!” diyebilmek saadeti…”

“Herkes bilir ki, bir saat ya geri kalır yahut ileri gider. Bu işin üçüncü şekli yoktur. Bu da tam ayar imkânsızlığı gibi umumi bir kaidedir; meğer ki durmuş olsun. Fakat burada iş şahsileşir…”

Okuyup da pişman olmayacağınız bir kitap. Bittikten sonra heybenize birçok alandan birçok bilgi katacağına eminim. Ne derler bilirsiniz: Herkese tavsiye, dostlara emirdir. Okuduktan sonra yorumunuzu benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.

Sevgiyle kalın…

Kategoriler: Kitap ve Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.