Personalar Dünyasından Benliğe Geçiş

Selma Oda tarafından tarihinde yayınlandı

Her şeyin sosyal medya aracılığıyla herkesin gözüne sokulurcasına yaşandığı bir dönemde hepimiz, hiç olmaması gerektiği kadar bir diğerinin hayatına müdahiliz. Yalnız gerçekle arada çok büyük bir farkla; gerçek kusuru içinde barındırır, sosyal medya kusursuzluğu. Bu ortamdaki kusursuzluk bizde hem kendimize hem de karşımızdakilere yönelik kusursuzluk beklentisine dönüşüyor. Bir insanın yanılabilirliği, hata yapabilirliği elinden alınıyor. Böyle bir durumda her birimiz hem bekleyen hem de bekleneni karşılama çabası içinde olan insanlar konumundayız. Bu konumun gerekliliği olarak eleştirmeye, aşağılamaya meyyaliz. Eleştiriyle olaylara bakmak güzeldir lakin gördüğün her şeyde kusur aramakla eleştiri arasında çok büyük bir ayrım vardır. Her daim daha güzeli, daha iyisi, daha fazlası, dahası… olabilen bir durumda olduğumuz için karşımızdakinin de dahası olması beklentisiyle kusurlara odaklanıyoruz. Fikirlere, düşüncelere, yaşantılara saygı duyabilme yetisini kaybedip her biri mükemmel olan personalar yetiştirme çabasına giriyoruz. 

Personaların konuşulduğu, yarıştırıldığı, eleştirildiği, en çok da zannedildiği bir çağ. Ve bu çağın en büyük problemi olarak linç kültürünün yerleşmesi. Günümüzde eleştiri ve uyarı metodu yapıcılıktan ziyade yıkıcı bir hal aldı. “Linç yemek, linçlemek” tabirleriyle de önümüze serilen bu metod personaların yarışının yansımasından başka bir şey değil maalesef. Her birinin bir diğerinden “daha” olmasının sonucu olarak diğerini de ters yönde bir “daha”ya itme çabası. Biri bu linç girişimiyle daha yükseğe doğru ilerlerken lincin muhatabı şahıs daha aşağıya doğru geriliyor veya bu hedefleniyor. Bu sayede hem kendimizden beklediğimiz, hem de insanların bizden beklediği kusursuz personayı oluşturduğumuz yanılgısına kapılarak tatmin oluyoruz. Sosyal medyada sıkça rastladığımız hikaye veya gönderi alıntılayarak, bazen isim vererek bazen yalnızca paylaşımı göstererek yapılan eleştiriler bu metodun en bariz örnekleridir. Eleştirinin amacı bir hatayı, yanlışı düzeltmek olmalıyken uygulanan metodun amacı hatayı, yanlışı veya öyle olmasa da bizim farklı düşüncede olduğumuz durumları gözler önüne sermektir. Yaptığımız paylaşımla tam olarak kime, neyi kanıtlıyoruz? Oysa güzel olan karşıdakini kırmadan, incitmeden, kusuru gözler önüne sermek yerine örtmek ve ortadan kaldırmak amacıyla eleştirmektir. 

İşe kabullenişle başlamak gerek. İnsan kusurludur. İnsan hata yapar. İnsan yanılır. İnsan düşer… Bize düşense düşene tekme atmak değil, el uzatmaktır. Yıkıcı olmak değil, yapıcı olmaktır. Bazen de hiçbir şey yapmamaktır. Hiçbir şey yapmamak, zannedildiğinin aksine, bazen çok şey yapmaktır. Personalarımızdan sıyrılıp benliklerimizle yüzleşmeyi başarabilirsek işte o zaman hem karşımızdaki insanlara hem de kendimize sergilediğimiz bu merhametsizce tutumdan vazgeçebiliriz. Uyarırken merhametsizce değil de balı yağa katarcasına seçeriz sözlerimizi, davranışlarımızı. 

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil 
Yetmiş iki millet dahi 
Elin yüzün yumaz değil

Bir gönülü yaptın ise 
Er eteğin tuttun ise 
Bir kez hayır ettin ise 
Binde bir ise az değil

Yol odur ki doğru vara 
Göz odur ki Hakk’ı göre 
Er odur alçakta dura 
Yüceden bakan göz değil

Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola 
Beli kurtulmuştan ola 
Şol kişi kim gammaz değil

Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka matahların satar
Yükü gevherdir tuz değil

Yunus Emre 

Kategoriler: Psikoloji

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.