NEREDESİN SÜPERMEN(?)

Duygu Tiryaki tarafından tarihinde yayınlandı

“En umutsuz durumlarda bile, çocuklar umut eder.”

Türkçe’ye “Neredesin Süpermen” olarak çevrilen filmin orjinal adı “Bekas”dır. Bekas, kelime anlamı “öksüz” olan bir yolculuk filmidir. Yönetmenliğini ve senaristliğini ise Karzen Kader üstleniyor. Karzan Kader, 1990’lı yılların başında Saddam’dan kaçarak İsveç’e sığınan Kürt bir ailenin çocuğu. Çocukluk yıllarında, ilk defa Rambo’yu izlediğinde onun Saddam’ı devirecek süper bir kahraman olduğunu hayal ederek büyüdüğünü ifade ediyor. Yıllar sonra bu duygusundan yola çıkarak önce 2010 yılında aynı isimli kısa filmi ardından da bu kısa filmi uzun metrajlı hale getirerek 2012’de yeniden çekmiş.

Film, doksanların başında tam da Körfez Savaşı döneminde, Kuzey Irak’ın bir Kürt köyünde geçiyor. Başrol oyuncularımız ise on yaşındaki Dana ve altı yaşındaki Zana’dır. Dana ve Zana, anne ve babası terör saldırılarında hayatlarını kaybetmiş olan iki öksüz kardeştir. Hayatta kimseleri kalmamış bu iki küçük çocuk, sokaklarda çocukluğun vermiş olduğu saflık ve hayal dünyası içinde zaman zaman ayakkabı boyayarak zaman zaman da arkadaşlarıyla oyunlar oynayarak yaşamaya çalışmaktadır.

Bekas, iki kardeşin futbol maçında başlarına gelen talihsizlik (aslında topu kurtarmasına rağmen rakip takımın uyanıklığı sayesinde yenilen gol) ile başlıyor. Futbolda bile kaybeden çocuklar kaybetmeye alışmış gözükmektedirler. Toplum tarafından devamlı ezilmelerini ise babasız olmanın sonucu olduğunu düşünmektedirler. Köye gelen ama parasızlıkları yüzünden sinemanın arka penceresinden izledikleri Süpermen bizimkilerin beklenen kurtarıcısı(!) olmuştur. Artık başlarına gelen tüm haksızlıkları ve anne babasının ölümüne yol açan Saddam’ı şikayet etmek için bir kahramanları vardır.

Zana hemen bir liste hazırlar Süpermen için. Listenin başında da Saddam Hüseyin yer alır. Onlar da bu uğurda Süpermen’e ulaşmak için Amerika’ya doğru yola çıkarlar. Ne yazık ki pasaportları ve paraları yoktur. Hatta Amerikan’ın nerede olduğunu haritada bile bilmemektedirler. Çıktıkları bu yoldaki vasıtaları BMW markalı Michael Jackson adını verdikleri bir eşek, yol azıkları ise üç pide ve bir bidon sudur. Tahmini varış süresi ise bir bilemedin iki gün.

Saddam’ın Irak’ı ve savaşlar altında ezilen bir toplum arka planıyla ilerleyen filmde ara ara Şark (Doğu) kültürünün kendine has yönlerini yakalıyoruz. Çocuklara sahip çıkan bilge dede anlattığı kıssa ile bize doğu insanının arifliğini hatırlatıyor. Ayrıca eşeğini satan adamın çocukların arkasından ettiği güzel dualar da sevgisini belli etmeyen sert mizaçlara ayna tutmuş. Yolda karşılaştıkları yaşlı amcanın çanak antenleri gördüğü sırada gösterdiği tepki ise manidardı doğrusu. İlk önce yüzünü kapatırken, ardından bakması insanın yasaklar konusunda işgüzarlığına güzel bir örnekti. Bizim akıllı çocuğumuzda tabi bunu sorguluyor.

Zana’nın eşeğe Amerika’nın hor gördüğü siyahi ırktan birinin adını vermesi dikkat edilmesi gereken bir ayrıntıdır ve şahane ülke Amerika düşüncesinin bilinçaltına işlediğinin göstergesi sayılabilir. Amerika yolculuğuna Michael Jackson ile başlayan kardeşlerin yolda gördükleri ilk şeyin coca-cola kamyonu olması da bir tesadüf değildir. Kola içen yaşlı amcamız ve çocuklar kendi kimliklerini unutup İngilizce konuşmaya başlıyor. Batı kültürünün temel sembolleri yerleştirilmiş filme.

Filmin sonunda ise kardeşlerin karşısına mayınlar ve savaş harabelerini andıran hurdalar çıkar. Dana da bu mayınlardan birine basar. Zana abisini kurtarmak için bir pazar yerine giderek insanlardan yardım dilenir. Ne yazık ki etraftaki hiç kimse yardım etmeye yanaşmaz. Ta ki Dana’nın aslında mayına değil de bir çeşit kapağı andıran bir cisme bastığını anlayana kadar.. Son sahnede ise bu iki kardeşin farkettiği şey; aslında asıl ihtiyaçlarının bir süpermen değil de birbirlerinin olduğunu gösterir.

Bekas ilk başta sıcak ve samimi bir film gibi dursa da gittikçe tam bir Batı/Amerikan güzellemesi halini alıyor. Yönetmen ironi mi yaptı, bilinmez ama kurtarıcı olarak Amerika’nın gösterilmesi “Stockholm Sendromu”nu hatırlatıyor bize. Burada yönetmenin Saddam’ın zulmünden İsviçre’ye kaçan Kürt asıllı bir ailenin çocuğu olduğunu hatırlamakta fayda var. Eğer ekonomi ve siyasette önde iseniz kültür ile de baskı oluşturursunuz. Burada “Süper Güç Amerika” imajını enjekte ederek zihinsel olarak savaşa 1-0 yenik başlatmaktadırlar. Filmde de Batı’nın sinemayı nasıl bir silah olarak kullandığını görebiliriz. Son olarak ise kardeşlik ve masumiyet gibi kavramlara sahip olması hasebiyle izlenebilir bir film.
Not: Filmin ilginç olan yanı ise Amerika’nın demokrasi, barış getireceğini(!) iddia ederek Irak’a girmesinden sonra çekilmesidir.

#neredesinsüpermen #bekas #karzenkader #kardeşlik #yolculuk #körfezsavaşı #kuzeyırak #saddam#amerika

Ana Sayfa


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.