NASIL BİR MERHAMET?

Ayşenur Kaplan tarafından tarihinde yayınlandı

Allah gökleri ve yeri yarattığı gün, rahmetini yüz parçada yaratmıştır. Kendisinde bulunan yüz rahmetinin birini yeryüzündeki kullarına bahşetmiştir. Bu sebepledir ki; bir annenin yavrusuna olan merhameti Allah’ın vermiş olduğu sadece bir rahmet iledir. Rabbimiz geri kalan doksan dokuz rahmetini, ahirette mümin kulları için kullanacağını hadisi şerifler aracılığıyla bizlere bildirmiştir. Sizce de Allah Âzze ve Celle’nin rahmet örneğini bizlere bu şekilde açıklıyor oluşu, kendisinin ne kadar merhametin Hâlikı olduğunu göstermiyor mu? Bu hadis-i şerifi çoğumuz duymuşuzdur. Ancak ben; Rabbimizin, rahmetini böyle bir timsalle anlatıyor oluşunun içerisinde birçok hakikat barındığını düşünüyorum. Çünkü bu bilgiyi bildirmek ile zihinlerimizde rahmetinin sınırsızlığı ile alakalı inanılmaz tahayyüller beliriyor. Ucu bucağı olmayan umutlar silsilesi hücum ediyor gönüllerimize. Yarattıklarına sevgimiz, acıma duygumuz, şefkatimiz sadece yüzde birden ibaret. Bu bile bizim nezdimizde ne kadar büyük iken doksan dokuzu hayal etmesi gerçekten zor, bir o kadar da hayret edilesi. Kalpte hissedilip ruhta zuhur bulan bir duygu. Sevmek, şefkat göstermek, acıma hissiyatı… Kısacası merhamet. Büyüklerimiz tarafından merhamet sahibi kimseler için ‘yufka yürekli’ ifadesini sıklıkla duymuşuzdur. Bundan dolayıdır ki merhameti hep kalpte ifade ederiz. Daha başka ise; dürüst açık sözlü birini gördüğümüzde ‘temiz kalpli biri’; çok heyecanlandığımızda ise; ‘kalbim ağzıma geldi’ ve çok üzüldüğümüzde ‘kalbim sıkışıyor’ gibi deyimleri sıkça günlük hayatlarımızda kullanır ve duyarız. “Rahman’ın yarattığı onlarca duyguyu en çok hissettiğimiz ve hissettirdiğimiz yer neresidir?” diye sorsak, şüphe yok ki birçoğumuz; vücudumuzun sol yanında bulunan ve görevi bir saniye bile durmaksızın kan pompalamak olan; “kalbimiz” deriz. Bütün bu duyguları kalbimizde, gönlümüzde hissettiğimizi söyleriz ancak, bu ve daha birçok duygu durumumuz beynimizde ‘limbik sistem’ dediğimiz bir bölgede konumlandırılmıştır. Haydi hep birlikte bu bilginin biraz daha detayına inelim: Beynimizi en güzel şekilde yaratan Zat, yapısında çeşitli bölümleri var ederek yaratmıştır. Beyin kısaca; ön beyin, orta beyin ve arka beyin dediğimiz bölümlerden oluşur. Ön beyin denilen şakak bölgemizde ise üstbilişsel fonksiyonlarımızın kontrol merkezi; frontal(ön)lob bulunur. Düşünme, plan yapma, karar verme süreçlerimiz frontal lobda bulunan korteks tarafından yönetilir. Ve bir de ‘limbik sistem’ olarak adlandırdığımız, en bildiğimiz tabir ile ‘duygularımızın merkezi’; hafızamızın, koku duyumuzun işlenmesinden sorumlu olan bir beyin bölgemiz vardır. Duyguların merkezi limbik sistem… Mutluluk, neşe, heyecan, öfke, stres, acı, şefkat… ve daha literatürde sıralayabileceğimiz onlarca duygu ifadesi… Hissiyatını vücudumuzun çeşitli bölgelerinde duyumsadığımız ama tınısını en çok kalbimizde hissettiğimiz duygu durumları… Beyinde var kılınmış duyguları her zerremizde hissediyor oluşumuz, ama belki de en çok kalpte hissediyor oluşumuz; hepsi ne kadar güzel bir düzen üzere yaratıldığımızı gösteriyor. Yaratılıştaki bu muntazamlık insana hayret edilesi geliyor. Çünkü hissiyatı kalp olan duyguların, vücudun merkezi olan beyin tarafından koordine edilişi ilk başta şaşırtıcı geliyor. Allah Azze ve Celle Tin Sûresi 4. Ayeti kerimede: “Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.” buyurmuştur. Aslında Allah’ın bu bildirisi ile biz insanlara verilmiş olan o muhteşem nizam ve intizam gözler önüne seriliyor. Beyin ve kalbin vücutta birbirlerine olan uzaklıklarını düşündüğümüzde ve birde bütün bunların beyindeki varoluş konumlarını öğrendiğimizde şu sonuç ortaya çıkıyor: Duygularımız biyolojik bir süreç olarak hayatta kalmamız için yaratılmıştır, ancak duyguların hissettirdiklerini ruhsal dünyamızda duyumsarız. Yaratılan her bir duygunun insanlar için hayati önemi vardır. Çünkü duygular; Hakan Türkçapar’ın ifadesiyle çevrede olup bitenleri fark edip ona uygun davranmamızı sağlar. Bir nevi çevremizdeki uyaranları değerlendirdiğimiz içsel filtrelerimizdir. Bu sebepledir ki duygularımız olmasaydı hayatta kalma yolculuğumuzda, kişilerarası ilişkilerimizde ve ruhsal dünyamızda birçok sıkıntı yaşardık. Bütün duygular gibi merhamet duygumuzun olmasının da birçok hayati fonksiyonu vardır. Eğer insanoğlunun merhamet duygusu olmasaydı; sınırsızca işlenen suçlar, korkunç cinayetler ve insanlığa verilen büyük zararlar kaçınılmaz olurdu. Bunca detayı ve inceliği düşünerek yaratan Zât, kendisinin ne kadar; “merhametlilerin en merhametlisi” olduğunu bizlere gösteriyor. Yazının başlığında okumuş olduğumuz ‘Nasıl bir merhamet?’ sorusunun cevabına, bütün bu bilgiler ışığında ancak sükunet ile; “işte böyle bir merhamet” diyebiliriz. O halde, merhameti ve bütün duyguları bizim için en güzel şekilde yaratan Allah’a hâmdüsenalar olsun.

Reyhan AKAY


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.