MERHABA BEN HÜZÜN SAHABİSİ…

Ayşenur Kaplan tarafından tarihinde yayınlandı

Hz. Vahşi, adını bir cinayetle duyduğumuz sahabi

Pişmanlığın tüm hayatı değiştirdiği kişi,

Sevgilinin yüzüne hasret bir ömür.

Hz. Vahşi’nin uzun adı Vahşi bin Harbtir. Habeşistanlı siyahi bir köledir. Mızrak kullanmada çok mahirdir hatta o devirde daha iyi mızrak atan kimse yoktur.

  Bedir savaşı müşrikler nazarında hezimetle sonuçlanınca bütün müşrikler intikam yeminleri etmiştir. Ümeyye bin Halef’in kızı Hind de babasının intikamını alacağına dair yemin etmiştir. Ümeyye bin halef’i öldüren Hz. Hamza’yı öldürecektir. Ama bu öyle kolay bir iş değildir. Çünkü Hamza r.a yiğit bir savaşçıdır. Yanına yaklaşmak kolay olmadığı gibi uzaktan da öldürmek kolay değildir. Bir davette Hz. Vahşi’yi görür hind. Elinde bir mızrakla ortada dönmekte olan dansözü kollamaktadır hz. Vahşi. Dansözün başında bulunan halkanın içinden mızrağı geçirince hind’in dikkatini çeker. Hamza r.a yı öldürse öldürse ancak hz. Vahşi öldürebilir. Kim olduğunu sorar köle olduğunu öğrenince işine yarayacağını anlamıştır. Kendisine özgürlüğü karşılığında birinin canını istediğini söyler. Hz. Vahşi kabul eder. Özgürlük karşılığında birini öldürmek kolay bir iştir. Fakat bilmiyordur hz. Vahşi, o gün öldürdüğü kişi sevgilinin yüzüne hasret kalmasına sebep olacaktır.

Uhud savaşı başlar. Allah’ın Arslan’ı, döne döne savaşıyordur. Önüne çıkan hiçbir müşrikin şansı yoktur yaşamaya. Hz. Bir kuytuda izlemektedir onu. Aklında sadece kavuşacağı özgürlük vardır. Fırsat kollamakta olduğu insanın kim olduğunun farkında bile değildir. İzleye izleye en sonunda bir fırsatını bulur ve fırlatır mızrağını. Hz. Hamza’nın vücuduna denk gelir mızrak. Allah’ın Arslan’ı arzı titreterek yere düşer. Kainatın efendisinin çok sevdiği amcası şehittir artık. Uhudun bahrına düşmüş bir Arslan’dır.

Savaştan sonra hindi bulur hz. Vahşi, mübarek cesedin yanına getitir. Öyle bir kin vardır ki hindin içinde, tüm kainatı yaksa yine de kalbi bir damla sızlamaz. Yar der hz. Vahşi’ye hamza r.a nın göğsünü. Kalbini ve ciğerini çıkart der. Öyle bir kin ki kalbini kolye yapar boğazına onunla gezer. Ciğerini ağzına alır çiğner ve tükürür. Vahşi r.a nın görevi tamamdır. Artık bir ömür özgürdür. Allahın arslanının canına karşılık özgürlük verilmiştir. Öyle bir özgürlük ki bedeli çok ağır, çok acıdır. Rasul’ü zişanın gönlünü delip geçecek bir bedeldir.

Aradan yıllar geçer. Hz. Vahşi oradan oraya kaçar durur. İçindeki korku onu dünyaya sığmaz hala getirir. İslam güçlendikçe daha çok korkar. Çünkü farkına varmıştır o Rasulullah’ın amcasını öldürmüştür. Sonunda Mekke de fethedilmiştir. Daha da korkar hz. Vahşi ve mekkeyi terk eder ve taif’e açar. Bir süre sonra taif heyeti Müslüman olmak için mekkeye gitme hazırlığı yapmaya başlayınca düşünmeye başlar. Acaba nereye gitsem diye. Hangisi Müslümanlar tarafından daha önce fethedilir diye. Sonra heyetten birisi onun bu düşüncelerini ve korkularını öğrenince ona:

‘’bu dinde kimse geçmiş günahları için yargılanmaz. Müslüman olunca tüm günahlardan arınılır.’’ Der. Hz. Vahşi’nin gönlünde bir ışık yanar. Korkak ve cılız bir ışıktır bu. Mahcup ve pişman, o da heyetle Mekke’ye gitmeye karar verir. Rasulullah’ın huzuruna vardıklarında kendisini tanıtmadı hz. Vahşi. Kimliğini belli etmeksizin şehadet getirdi.  Heyecandan ne yapacağını şaşırmıştı. Acaba Rasulullah hz. Vahşi’yi görünce nasıl karşılık verecekti? Rasullullah hz. Vahşi’yi görünce:

‘’sen vahşi misin? ‘’ diye sordu ve onu yanına çağırdı. Hz. Vahşi’nin korktuğunun aksine oldukça müsbet karşılamış ve güzel muamelede bulunmuştu. Ona amcasını nasıl öldürdüğünü sordu ve anlatmasını istedi. Hz. Vahşi anlatırken gözyaşları içinde dinlemişti. Daha sonra:

‘’ ey vahşi bundan sonra gözüme görünme, sana her baktığımda amcamı öldürmeni hatırlayacağım’’ dedi. O günden sonra hz. Vahşi allah rasulune hiç direk olarak bakamadı. Onu canından çok sevmesine rağmen mübarek yüzüne hiç doya doya bakamadı. Mescitte direklerin arkasından mahcup bakışlarla onu izler ve ağlardı.

Özgürlüğünün bedelinin bu kadar ağır olduğunu uhud günü bilememişti. Rasulullah vefat edene kadar allah rasulunün sözünden çıkmadı ve hiç karşısına çıkmadı. Sevgilinin yüzüne hasret, sevgilinin muhatabı olmaya hasret yaşadı yıllar yılı.

Aradan yıllar geçti ve yalancı peygamberler çıktı tarih sahnesine. Hz. Vahşi bu defa mızrağını bir islam düşmanı, bir yalancı için atıyordu. Müseylimetül kezzab. Yemame savaşında öldürdü onu hz. Vahşi. Müslüman olduğundan beri bir yandan rasulullaha duyduğu bitmeyen özlem bir yandan hz. Hamza’yı öldürmenin ızdırabıyla kahrolan hz. Vahşi ilk defa tam anlamıyla mutluydu. İslam için büyük bir şey yapmıştı. O gece kainatın efendisi teşrif etti rüyasına. ‘’ bak ya vahşi dedi. Yüzüme doya doya bak’’. İmtihan sona ermişti. Rasulullah hz. Vahşinin yaptığı bu işten ne kadar memnun olduğunu rüyasına gelerek bildirmiştir. Hz. Vahşi bu durum ile ilgili şu sözleri söylemiştir:

‘’ cahiliye devrimde insanların en hayırlısını, islam dönemimde insanların en şerlisini öldürdüm’’

Hz. Vahşi, hüznün sahabisidir.

Özlemin, hasretin sahabisidir.

Yanında olup gidememek, yakınında olup uzak durmanın adıdır hz. Vahşi

Gözyaşını kendine yoldaş bilen sahabidir.

Sevgiliye hasret geçen bir ömürdür.

Pişmanlık ve ızdırabı hiç sönmeyen sahabidir.

Özgürlüğün belki de dünyanın en büyük hüznüne sebep olduğu bir hayattır onunkisi, sevgilinin güzüne hasret bir ömre….

Hemde kainatın efendisinin yüzüne doya doya bakmadan toprağa vermenin hüznü,

Özgürlüğü için şehit ettiği kişinin Allah rasulünün en sevdiği amcası olmasının hüznü,

Hasılı hüzün, hz. Vahşinin hayatı ile anlam kazandı…

Rabbim şefaatine nail eylesin.

Kategoriler: Asr-ı Saadet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.