MANEVİ BİR ATMOSFER

Ayşenur Kaplan tarafından tarihinde yayınlandı

Bir şehre tren ile ulaşmak, şehre ilk tren garından nazar etmek hep dramatik gelmiştir bana. Hele de Konya gibi güçlü  manevi gücü olan bir şehir olunca çok daha duygu yüklü bir giriş oluyor. İşte Konya ya adımlarımı bir tren garından atmıştım. Daha henüz şehrin içine girmeden eski lokomotifler selamladı beni. Bir de sarı minik tatlı demir yolu evleri… Bu şehirde korunan bir ruh olduğu büsbütün belliydi. Mevlana hazretlerinin maneviyatı kuşatmıştı sanki bir anda ruhumu…

İlk önce şehri üstten görmek istedim. Bunun için tek uygun yer şehrin tek yüksek binası olan kule siteydi. 42 katlı bir gökdelen bahsettiğim bina. 42 katlı olmasının sebebi Konya’nın plakası. Şehre üstten bakarken huzursuz oldu içim. Ne bileyim o mübarek zatın türbesine böyle tepeden bakmak kötü hissettirdi ve bu macerayı sonlandırdım. Şehirde ikinci durağımız Konya’nın en eski yerleşim yeri olan Sille antik kentiydi. Sille 5000 yıllık tarihi geçmişe sahip bir erken dönem kentlerinden. Daha doğrusu bir mahalle. Yapılan kazılarda şehrin tarihi neolitik çağa kadar uzanır. Erken Hristiyanlık döneminden kalma bir kilise bulunur. Yapılan. Araştırmalarda Sille’de tarihin her döneminde yaşanılmış olduğu ortaya çıkmıştır. Sille’ye bir akşamüstü varmıştım. Taş binaları, tarihi dokunun korunmuş olması insana bir tarih öncesi seyahati hissi veriyor. Sille’de bir yöresel restoranda oturunca insan sanki sağdan soldan eski devirlerin insanları fırlayacakmışçasına heyecanlanıyor. Taş duvarlara bakarken kim bilir kaç kişinin eli değdi, kaç kişi sessizce göz yaşı döktü, kaç mutluluğa şahit oldu diyerek düşünmekten kendimi alamadım. Konya’ya düşerse adımlarınız bu yerlerden geçerken bir an olsun gözlerinizi kapatıp bu şehrin hikayesine kulak verin. Bırakın sarsın etrafınızı tarihten gelen o muazzam hisler.

Sille’den sonraki durağım Konya’nın alameti farikası olan Hz. Mevlana’nın içerisinde meftun olduğu Kubbe-i Hadra’ydı. Hz. Mevlana’nın türbesinin bulunduğu yer Alaaddin Keykubad tarafından Hz. Mevlana’nın babasına hediye edilmiştir. Hz. Mevlana vefat edince Alameddin Kayser oğlu Sultan Veled’den türbe için izin ister sonrasında türbe inşa edilir. Türbe 1926 yılında müzeye çevrilmiştir. Mevlana türbesi Hz. Mevlana’nın felsefesinin yaşayan örneği niteliğindedir. 72 milletten, her çeşit insan vardır. Ve gerçekten çok kalabalık bir müze. Ben sakin, huzur dolu daha çok bir rabıta fırsatı bulabileceğim bir mekan hayali ile gidince ufak da olsa hayal kırıklığına uğramıştım fakat Mübarek zatın ölümünden bunca yıl sonra bile böyle birleştirici olması duygulandırdı. Mevlana türbesinin içerisine  girince o büyük heybeti ile Hz. Mevlana’nın türbesini görünce tepeden tırnağa tüm hücrelerimle irkildim. O yoğun manevi atmosferi gözlerimi kapatıp ruhuma çektim adeta. Konya hayal ötesi bir maneviyata sahip bir şehir. Kubbe-i Hadra’nın çekim gücüne kapılmamak imkansız sanki. Bir şekilde insanı saran harika hisler cenneti.

Hz. Mevlana’dan sonra, genelde uzak düştüğü için ziyareti ihmal edilen bir zatı ziyaret ettim. Mevlana’yı Mevlana yapan zat Şems-i Tebrizi’yi. Hz. Mevlana’nın gördüğü hürmet ve ilgiden bigane bir türbe Şems’in türbesi. Kendi halinde, huzur dolu, insana görevini tamamlayıp kenara çekilen bir büyük hissiyatı veriyor bu türbe. Minik bir bahçesi var bir de minik mescidi. Bahçesindeki banklarda oturup o devirleri, o muhteşem dostluğu tahayyül ederken insan ürperiyor. O mescitte böyle bir dostluk için dua etmiştim.

Buradan sonraki durağım kapısının görkemi ile tüyler ürperten ince minareli medreseydi. Bir kapı düşünün henüz Hristiyan Anadolu’nun bağrına yapılmış ve üzerine Fetih Süresi ile yasin süresi sarmal şekilde nakşedilmiş hem de taşın üzerine. Biz girdiğimiz yere esenlik ve huzur götürürüz dercesine. Taş işçiliğinin en nadide eserlerinden. İnce minareli medrese Selçuklu Veziri Sahip ata Fahrettin ali tarafından yaptırılmıştır. Mimarı kölük bin Abdullah’tır. Darulhadis olarak yapılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Darulhadis’ler önemli ilim merkezleriydi. İçerisinde hadis ile alakalı ilimler okutuluyordu. İnce minareli medrese şuan müze olarak ziyarete açıktır.

Son olarak da gitmeye vakit bulamadığım Osmanlı son dönem mimarisinin güzel örneklerinden olan bir cami: Aziziye camii. Caminin dikkatimi çeken özelliği pencerelerinin kapısından büyük olmasıydı. Barok üslub ile inşa edilen caminin dış görüntüsü oldukça etkileyici.

Konya içerisinde çok kıymetli değerlerin, eserlerin bulunduğu bir manevi başkenttir. Daha yazmaya muvaffak olamadığım nice güzellik barındırır içerisinde. Konya yolumuz düşmese bile düşürülmesi gereken bir şehirdir. Bir hayal şehri, bir dostluk ve vefa şehridir. Sevmenin, değer vermenin ve itaat etmenin hala yansımalarını görebildiğimiz güzel bir şehirdir. Gerçek sevginin yüzyıllar öncesinden bu günü ışıttığı muhteşem bir Selçuklu başkentidir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.