HÜZNÜN YAYINLANMA VESİLESİ: TEKNOLOJİ

Hacer Sezik tarafından tarihinde yayınlandı

Usul usul yaklaşırken sonbahar ayları, içimize hafiften hüzün çökmeye başlar. Bu duyguyu pek sevmesek de, insanız neticede. Her duygu içimizde halihazırda varken yaşamamak ne mümkün? Bir komşumuzla sohbet ederken, eşimizle otururken yada sokakta gördüğümüz insanın yüzünde dahi hissedebiliyoruz bazen bir nebze olsun hüznü. Yada çok uzaklara gitmesek mi? Elimizde ve evimizde artık bir cihan mevcut iken, sokaklardaki insana hacet kalıyor mu?

Akşam evimizde oturup sakin sakin haberleri izlemeye çalışırken kaç annenin feryadını duyuyoruz kim bilir? Kaç insanın figanları yüreğimizi dağlıyor? Ateş düştüğü yeri yakar derlerdi önceden, artık bir şehit haberi ile seksen milyon yanıyor, veyahut bir yavrumuzun kaybıyla, suda boğulanıyla, tedavi olması gereken hastamızla, yaşlımızla… Dünyadaki her hüznü artık evrensel olarak paylaşıyoruz. İyi bir durum mu, kötü bir durum mu tartışılır aslında fakat acılar paylaştıkça azalır diye düşünür isek tüm dünya ile acımızı paylaşmak, bir nebze olsun hüzünleri hafifletebilir.

İnstagram hikayeleri, whatsapp durumları, twitler, facebook gönderileri de hüznümüzü göstermeye yarayan aracılardır. Kimi zaman arkadaşlarımızın paylaşımlarını gördüğümüzde endişe duyarız. Neyin var yada bir şey mi oldu diye sorma ihtiyacı doğar aniden. Çünkü o an hüzün duygusu bizim de içimizi kaplar ve arkadaşımız da günümüz insanı gibi sosyal medyadan hüznünü paylaşmak istemiştir. Belki teknolojinin hızından kaynaklıdır bilinmez ama bu yolu artık hepimiz kullanıyoruz. Çünkü insan duygusal bir varlıktır. Aranmak, sorulmak, merak edilmek ister.

Teknolojinin gelişmesi insan ilişkilerimizi büyük ölçüde etkiledi. Kimi yönden olumlu diye düşünsek de çoğu zaman aile ve akraba ilişkilerimizi zedelemektedir. Artık aile ortamında sohbetler azaldı, dostluklar eskisi gibi kurulamaz hale geldi. Teknoloji hüznümüzü paylaşmaya aracılık ettiği kadar bir bakıma da hüznü kendisi getirdi. Yalnızlaştırdı bizi, hüzünlendirdi. İnsan kendisi ile başbaşa kalınca hüzün kendiliğinden misafirdir. Hani bayram için hazırlanan reklamlarda izleriz ya, dedeler nineler yalnızken birden torunları geldiğinde ortalık sevinçle kaplanır. Onlar giderken ise hüzün tekrar ortalığa yayılır. Yalnızlaştıkça sarıyor dört bir yanımızı bu rahatsız edici bulduğumuz duygu. Teknoloji de bazen bize bu şekilde davranıyor. Biz kendimizi orada mutlu zannediyoruz ama boş boş bakmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Olduğumuz çevreden, asıl mutluluktan uzaklaşıp sanal alemde kendimize bir liman arıyoruz. O limanı bulamayıp tekrar döndüğümüzde çevremizdeki insanları da bulamıyoruz. Bu durum da bizi büsbütün hüzne boğuyor. İşin garip yanı bu durum bir Meksika Dalgası gibi, herkes aynı şeyi yapıyor. Şikayet etse de etmese de… Artık dedeler nineler bile android ekranlar başında. Herkes teknolojide geçirilen vakitten şikayetçi ama herkes orda. Muhabbetin yoksunluğu herkesin dilinde fakat herkes yine ekranlarının başında… Bağımlılık değil de nedir?

En çok da çocuklara üzülüyorum… Sokakta oynanan oyunlar kayboluyor yavaş yavaş. Çünkü 7/24 yayımlanan çizgi filmler var. Yine bir yalnızlaşma… Oyuncaklar çok güzelleşiyor, bazen bakıyorum benim dahi hoşuma gidiyor fakat çocuklar artık paylaşmıyor. Paylaşmayı bilmedikçe bencilleşmeye giden geleceğimizin yapı taşlar, nasıl mutlu olacak ilerde? Kazan doğurdu hikayelerimiz nerde kaldı bizim? Sanki zincirleme bir trafik kazası… Her olay bir sonrakini doğururcasına… 

Yemek yemeyen çocuklar bir ekran sayesinde yemek yiyor, çünkü anneleri, “Karnı doysun da; ne olursa olsun!” diyor. Tabii bu durumun bir de arka boyutunu göz önünde bulundurur isek; ekrana bakarak yemek yiyen çocuklar doyma hissini kaybediyor. Doyma hissini bilmeyen çocuklar elbet bir gün büyüyüp yetişkin ve obezite bireyler haline geliyor. Özgüven düşüklüğü, akranları tarafından beğenilmeme vs. gibi durumlar da insanımızı hüzne sürükleyerek depresyonun kapısını aralıyor. Abartma canım, altı üstü bir yemek yedirmek der kimileri! Maalesef durumlar bu derece ciddi… İşten yorgun gelen anne ve babalarımız, televizyon dizilerinden mahrum kalmaz asla ama çocuklarının da suratına bakmaz çoğu zaman?! Onların da gözbebeklerine dikkatlice bakarsak belki de anneleri ve babaları ile yeterince geçiremedikleri vakte dair hüzün zerreleri barınmaktadır.

Dünyadaki bayrak yarışımızda, bırakacağımız bayrak sahiplerini güzel yetiştirmeyi ihmal etmemeliyiz.

Evet sevgili okurlar, hüzün hepimizin içerisinde yer alır. Önemli olan bunu insanlarla güzel paylaşmamızdır. İncitmeden, kırmadan, dökmeden… Kimilerimiz sosyal medya üzerinde bunu yansıtmaya çalışırken farkında olmadan zarar veririz.  Hüznümüzü de mutluluğumuzu da doğru bir şekilde ifade edebilmek ümidi ile bir sonraki yazıda görüşmek ümidi ile mutlu kalın…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.