DERDİN VARDI ÖLMEDİN…

Ayşe Taşın tarafından tarihinde yayınlandı

Ve işte dünyadan bir yıldız daha kaydı. Öyle ki boşluğu doldurulamayacak kadar kıymetli…

Şule Yüksel Şenler…

Belki çoğumuz bilmiyordur bu kişiyi. Şahsım adına söylemem gerekirse ben sadece “Huzur Sokağı” kitabının yazarı olduğunu ve İslam’a çok değer veren biri olduğunu biliyordum.

Ama İslamiyet için verdiği savaşları, davası uğruna hapis yattığını bilmemem çok büyük bir ayıbım oldu…

Belki çoğumuz bunun farkına bile değildik.

Bu değerli insanı anlatabilir miyim? Bilmiyorum ama kalemimin kuvveti yettiğince anlatayım.

1938’de Kayseri’de dünyaya gelen Şenler, aslen Kıbrıslı olan bir ailenin 6 çocuğundan biridir. Babasının memur olmasından ötürü Türkiye’nin birçok yerini gezmiş. 6,5 yaşında Karabük’ten İstanbul’a taşınmış, o günden sonrada İstanbullu olmuştur.

Şenler ailesini şöyle tanımlar: “ modern bir aile yapısı. Annem manikürlü, pedikürlü çok modern bir hanım. Mazbut görüşlü bir aile. O zamanın icabet ettiği her şey yapılıyor. Balolar, Çaylar…”

Böyle bir aile yapısından cihad ruhuyla dolu bir şekilde yeşeren bir insan…

Şule Yüksel Şenler…

Ailevi nedenlerden ötürü ortaokulu 2. Sınıfta terk etmiş. Ancak okuma aşkı hiç sönmemiştir.

Okumayı çok seven Şenler öyle ki bulaşık yıkarken bile kitap okumaktan geri durmazmış…

Okudukça dolan doldukça da yazmaya yönelen bir şahsiyettir Şenler…

Sadece Türkçe eserler de yetmemiş batılıların düşüncelerinin ne olduğunu öğrenmek için de araştırmalar yapmış birçok kitap okumuştur.

Peki, İslamiyet ile nasıl tanışmış? Nasıl hemhal olmuştur?

Abisinin okuldaki İslami kimlikli arkadaşlarının etkisinde kalarak namaza başlamış olması, abisinin evde namaz kılmakta olduğunu gören Şule Yüksel Şenlerin bunu ailesine söylemesiyle, Şenler ailesine bu alışılmışın dışında olan olay bomba gibi düşer…

Babasının baskısı üzerine İslam için evi de okulu da terk eden abisinin gidişi Şule Yüksel Şenleri çok derinden etkilemiştir.

Öykülerini yazmaya başlayan Şenler, ilk Öykülerini yelpaze dergisinde yayımlar. Daha sonrada kadın gazetesinin sahibinden köşe yazısı teklifi alır.

Kadın dergisinde yazmaya başlayan Şenler, bir süre sonra kaleminden abisinin kendisine anlattığı fikirlerin aktığını fark eder. Bu sebepten gazete sahibiyle tartışan Şenler kendi isteğiyle gazeteden ayrılır.

Daha sonra zamanın ünlü isimlerinden Peyami Safa ve Gökhan Evliyaoğlu’nun yazılarının çıktığı “Yeni İstanbul” gazetesinde gençlik köşesinde yazmaya başlar.

Bu sırada abisinin isteği üzerine Risale-i nur toplantılarına katılmaya başlayan Şenler yıllardır içinde var olan boşluğun dolmaya başladığının farkına varır. Uzun bir süre bu toplantılara gidip gelen Şule Yüksel Şenler, düşüncelerinin ve görünüşünün birbirine zıt olduğunu düşünerek örtünür.

Osmanlı’nın yıkılmasının ardından kurulan cumhuriyetle birlikte batılılaşma çabalarının bizi taklitçi duruma düşürdüğünü söyleyen Şenler, insanları uyarmaktan vazgeçmeyeceğine ve tebliğ görevini yerine getireceğine ant içmiştir.

O dönemde papanın Türkiye’ye yaptığı gayri resmi ziyarette gösterilen ilgiyi İslam’a yapılan bir utanç vesilesi görmüş ve insanları uyarıcı bir şekilde “Ağlayın ey Müslümanlar, ağlayın” başlıklı bir yazı yazmıştır. Bu yazısı dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a hakaret sayılmış, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılmıştır.

İşte İslam’ın sesi olmaya ant içmiş olan kalemin sesi…

Şule Yüksel Şenler…

Gözünü kırpmadan her şeyi göze alan Şenlere hapis cezasının 2. ayında cumhurbaşkanının özel affıyla hapisten çıkacağı söylenmiş, buna karşı İslam’ın bir kalemi olan Şenlerin tüm İslami âleme örnek cevabı şu olmuştur:

“Sakın savcı bey, lütfen kendisine söyleyin affı onun olsun, sonra da gelsin o benden af dilesin. Ben buradaki cezamı dolduracağım çıkmayacağım”

Bu cevap tüm İslami âleme tokat gibi bir cevaptır.

Hapisten çıktıktan sonra da Şenler, hayatının sonuna kadar yazmaktan vazgeçmemiş, 28 ağustosta İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur…

İşte Örnek bir şahsiyet olan, ancak ben dâhil çoğu Müslüman’ın daha önce tanımadığı güzel insan Şule Yüksel Şenler…

Şenler çok kıymetli bir insan, ancak devrimiz öyle bir devir ki kitabını ezbere bildiğimiz şahsiyetin kendisini sorsanız verecek bir cevabımız olmuyor…

Zorluğun neticesi elimizde, ancak zorluğu çekenin sadece ismi dilimizde kalır olmuş…

Şule Yüksel Şenler bir derdin simgesiydi. Bugün bedenen ölmüş olabilir…

Ama derdi ve davası ilk gün ki gibi yaşıyor ve dipdiri…

Şahıslar ancak bir dertleri ve davaları olursa ölmezler.

Dertli insan ölmedin, çünkü dertliydin…

Derdin derdimizdir…

Ruhun Şad Olsun…

https://www.milligazete.com.tr/haber/1880370/sule-yuksel-senler-kimdir

Kategoriler: Aylık Gündem

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.