BOSNA’M MAVİ KELEBEĞİM

Zeyneb Dilber tarafından tarihinde yayınlandı

Bosna’m mavi kelebeğim,

Bilirim ki bir kelebek ömrü değil acın

Bir şiirin satırla doğrandığı

En hüzünlü şiirim

Bosna’m…

       Bir şiirin satırla doğrandığı yer…

Affet bizi Bosna’m. Aklıma gelince sen hep bir sızı hissediyorum. Üzgünüm sevgili okur, Bosna’yı özellikle de ne zaman Srebrenitsa’ yı hatırlasam üzgünüm. Bosna’ ya neden mavi kelebeğim dediğimi yazının sonunda anlayacaksınız…

Malum aylardan temmuz Srebrenitsa  Katliamı’ nın üzerinden tam 24 yıl geçti. Ben ne söylesem kafi değil. Zaten hangi acıya kelimeler kafi gelir ki?

Bazen eski bir kıyafetinize bakarsınız, hüzünlenirsiniz eskidir ama hatırası vardır siz de… Bosna’ da benim için biraz böyle eski ama acı bir hatıra misali zihnimde…

Bosna’ ya dair bu kadar hüznü içinde barındırdın diye soracak olursanız şunları söyleyeyim sizlere: Bosna’ya dair okuduğum kitaplar, izlediğim belgeseller, dizi vs. diyebilirim ancak şu da var ki hiçbir şey sistematik tecavüze maruz kalan kadınların ve kızların acısı kadar derinden bir yara açmamıştır bende.

    Yavaş yavaş konuya girmek istiyorum izninizle…

Bosna-Hersek de 1 Mart 1992’de gerçekleştirdiği referandum sonrasında bağımsızlığını ilan etti. Fakat Sırplar hemen arkasından Bosna yönetiminde söz sahibi olan Müslümanlara karşı savaş açarak katliama başladılar.

Müslümanlar bu savaşta askeri açıdan oldukça zayıf bir konumdaydılar. Bu yüzden Sırplar Bosna’nın önemli şehirlerini işgal ettiler.

  • Modern savaş tarihinin en uzun kuşatması (5 Nisan 1992-29 Şubat 1996) olarak tarih sayfalarındaki yerini alan Saraybosna  (Sarajevo) Kuşatması’na ait istatistikler:
  • – 10 bin insan öldürüldü,
  • – 56 bin kişi yaralandı,
  • – Her gün ortalama 329 bomba şehri vurdu.
  • 22 Temmuz 1993 tarihinde sadece bir günde 3777 bomba patladı,
  • – Kaba hesapla 10 bin bina parçalandı,
  • – 100 bin bina ve 500 bin insan savaştan zarar gördü Saraybosna’da,
  • – Binaların yüzde 23’ü ciddi hasar alırken, yüzde 64’ü hafif hasar gördü.
  • – Saraybosna’ da bu dönemden hasarsız olarak kurtulan bina oranı sadece %13.
  • Bosna’da yaşayan (Boşnak, Sırp, Hırvat) çocuk nüfusunun yarısı (ortalama 700 bin) ölmüş, yaralanmış, evinden sürülmüş ya da başka sebeplerle direk savaştan etkilenmiştir.
  • – Otoriteler tarafından savaş sebebiyle hayatını kaybeden sivil ve askerlerin (Boşnak, Hırvat, Sırp) sayısı tahmini olarak 150 bin ile 260 bin olarak belirlenmiştir.
  • – 28 bin Boşnak, 14 bin Sırp ve 6 bin Hırvat askeri savaşta hayatını kaybetmiştir. Hayatını kaybedenlerin geriye kalan kısmını siviller oluşturmaktadır.
  • – 17,689 kişinin kayıp olduğu bildirilmiş, sadece 999 tanesine ulaşılmıştır.
  • – Savaşta öldürülen çocuk (Boşnak, Sırp, Hırvat) sayısı 17 bin olarak kayıtlara geçerken, savaş boyunca yaralanan çocukların sayısı 35 bini bulmuş, 1800 çocuk da ömür boyu sakat kalmıştır.
  • – 1991’den bu yana 4 milyon kişi mecburen yer değiştirmek zorunda kalmış, evini terk etmiştir.

Beş yüz yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyeti altında varlığını sürdüren Bosna Hersek, Avrupa kıtasında yer alan Balkan Yarımadası’nın ortabatı /kuzeybatı kesiminde konumlandırılmış bir ülkedir (Yılmaz, 2018: 7).

Bosna’ nın bağımsızlık yolunda attığı her adım Sırplar tarafından gerginliği arttırmalarına sebep olmuştur.

1389 yılında Kosova Savaşı’nın yenilgisinin yanı sıra 500 yıl süren kinlerinin de etkisiyle Büyük Sırbistan’ı kurma hayalindeki Sırpların, Kosova, Makedonya ve Bosna-Hersek’i geri almak istemesi Bosna savaşının nedenlerinden biridir (Yılmaz, 2018: 18).

Birçok yerde de belirtildiği gibi Sırp kuvvetleri Boşnaklar’ ın ülkedeki izlerini silmek için etnik bir temizlik yapmaya çalışmışlar ve kendilerinden farklı olanı oratadan kaldırmaya yönelik soykırım yapmışlardır.

“Ezeli kin” dedi teyzem boğuk bir sesle. “Çok yakın bir gelecekte Yugoslavya’nın dağılacak olmasıyla birlikte, yıllar önce bu topraklara ekilmiş ezeli kinler de yeniden filizlenecek. Sırplar, I. Kosova Savaşı’nın intikamını Boşnaklardan almak isteyecekler. Yıllardır bunun hayaliyle yanıp tutuşuyorlar  (Akyüz, 2017 Akt. Yılmaz, 2018: 30).

Yukarıda da belirtildiği gibi Sırplar beş yüz yıllık kinlerini maalesef ki Boşnaklar’ ın üzerine kusmuslardır. Okuduğum birçok kitapta, tezlerde ve makalelerde Bosna savaşı’ nın kökeninin Sırplar’ın 1389’ daki 1. Kosova Savaşı’nda aldıkları yenilginin intikamını almak için olduğu bir kez daha bu satırlarla kanıtlanmıştır.

Boşnak kendini ‘’ Türk ‘’ diye adlandırıyor, dinini ise ‘’ Türklerin dini’’ olarak ifade ediyordu. Sadece Boşnaklar değil, Sırplar ve Hırvatlar da Boşnakları ‘’ Türk’’ olarak isimlendiriyordu(Vildiç, 2010:13).

İşte bu yüzdendir ki Sırplar ve Hırvatlar Boşnaklardan değil de sanki Türklerden intikam alırcasına soykırım yaptılar.

Maalesef ki Bosna Savaşı Avrupa topraklarında 1945’ten bu yana yaşanan en kanlı çatışmadır (Şafak, 2010: 96).

Sevgili Okur,

Elime Bosna’yla ilgili elime hangi bilgi geçtiyse yazmaya and içtim ancak hangi bilgi elime gelirse gelsin hiçbiri savaşın içinde yaşamış canlı tanıkların anlatacaklarının yerini tutamaz.

İsterdim ki bu acıyı yazmayayı. Savaşı anlatan tezleri, makaleleri, kitapları okuduğumda anladım ki bu acı sadece bir Bosnak’ ın anlayabileceği türden bir acı Aliya İzzet Begoviç ‘in deyimiyle…

Aliya İzzet Begoviç savaş günlerini şöyle anlatır biz Türk evladına:

‘’1992-1995 tam bir felaket günleriydi. Boşnak demek kültürünü, dinini, kimliğini sömürmeye çalışan güçlere karşı canı pahasına direnen millet demektir. Bosna ismini duyduğu an, kalbinin bir köşesinde küçük bir sızı hisseden başka milletlerin insanı da Boşnak’tır. ‘’

    Şunu anladım ki bu sözlerden sonra Bir Boşnak ne kadar Türk ise ne denli Türk hissediyorsa kendini bende o denli Boşnak’ ım kalbimde…

Sonra şöyle anlatmaya devam eder Aliya İzzet Begoviç o savaş günlerini: Yugoslavya’ nın dağılacağı belli olmuştu. Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlıklarını ilan etiler, Avrupalı devletlerde hemen onları tanıdığını ilan etti.

    Biz Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların birlikte barışla yaşayacakları bir devleti savunuyorduk. Sırplar ise bambaşka düşünüyordu. Kısa sürede Yugoslavya’ nın bütün silahlarına el koydular. Birleşmiş Milletlere başvurduk ancak BM silah ambargosu koydu. Sırplar silahlıydı ve biz Boşnaklar silahsız kalmıştık. O zaman anladık ki Avrupa’ dan medet ummak nafileydi.’’

     Sevgili Okur,

Burada araya girerek şunları söylemek istiyorum. Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır. Kendi çıkarları söz konusu olunca hak, hukuk, adalet, insanlık, demokrasi gibi kavramlar onlara hiç uğramamış birer ilkel kabile gibi davranırlar.

Aliya İzzet Begoviç sözlerine devam eder:

 ‘’Kendi silahlarımızı üretmeye çalıştık. Şofbenlerden bombalar, Soba borularından roketatarlar yaptık… BM yardım diye otuz yıl öncesine ait konserveleri bizlere gönderdi, kadınlarımıza, kızlarımıza sistematik olarak tecavüz edildi.’’

     Boşnak kime deniliyor?

‘’Sırplara ve onları himaye eden Avrupalılara sorarsanız, Avrupa’ya İslamı’ı yaymaya çalışan Türklere deniyor.’’

‘’ Srebrenitsa’ yı BM güvenli bölge ilan etti. Birçok insan Potacari kampına sığındı.

Mladiç, askerleriyle Potoraci’ daki kampa geldi. Kampa sığınan bütün sivillerin kendisine teslim edilmesini istedi. O gün, orada bulunmalarının tek sebebi, silahsız ve korunmasız halde kendilerine yalvaran halkı korumak olan birliğin komutanı, hiçbir direnç göstermeden bu isteği kabul etti.

     Şimdi gözlerinizi kapatın ve erkek, kadın, çocuk, yaşlı 20 bin kişinin aynı anda “Bizi teslim etmeyin, öldürecekler.” Diye yalvardığını düşünün. Nasıl hüzünlü ve uğultulu bir ses, değil mi? Mahşer yeri denilen bu olsa gerek. Bu sesi umursamamak için ne kadar zalim olmanız gerekir, bir fikriniz var mı? Sizin yoksa da tarihin bir fikri: BM Bosna Barış Gücü Komutanı, Fransız General Bernard Janvier veya Hollanda Askeri Birliği Komutanı General Tom Karremans olmanız yeterli!

Bombardımanın altındaki Güvenli Bölge’yi korumak için bir tek adım bile atmayan bu beyler, 20 bin masum sivili o gün Radko Mladiç’e teslim ettiler. NATO’ya bağlı uçakların, karargâhtan havalandığını ama İtalya üzerindeyken yeni bir emirle geri döndüğünün artık hepimiz biliyoruz. Peki, o gün orada neler oldu? Size söylemiştim, bize yapılan her şeyi affedebiliriz ama kadınlarımıza ve çocuklarımıza yapılanları asla affetmeyeceğiz.’’

     ‘’TÜRK’ ÜN EVLADI UNUTMA…’’

‘’Batı Haçlı Seferleri’ ni yaparken Arap’ a Arap demiyordu. Türk diyordu. Ne zamanki onların çıkarı için yeni devletlere ihtiyaç duydu. Arap’ a Arap demeye başladı. Seni ondan onu senden ayırdı.’’

    BOSNA’M MAVİ KELEBEĞİM…

Mavi kelebekler hikayesini buyurun Aliya İzzet Begoviç’ ten dinleyin:

‘’ Türk’ün evladı… Unutma. Ben Aliya, Boşnakların içinde herhangi biriyim. O gün bütün Avrupa bizi yapayalnız bıraktı. Üç gün içinde sekiz bin vatandaşımız katlettiler ve toplu mezarlara gömdüler. Binlerce kadınımıza tecavüz ettiler. Binlerce çocuğumuzu yetim bıraktılar. Henüz mezarlarını bulamadığımız kaç kardeşimiz daha var, bilmiyoruz. Önce, hepsini sıraya dizip tek tek öldürmeye başlamışlar. Elinize kazma kürek verildiğini, bir çukur kazdırıldığını, sonra kafanıza bir kurşun sıkıldığını düşünün. Biraz zaman geçince işin çok uzun süreceğini anlıyorlar. Bu kez yirmili, otuzlu, kırklı gruplar halinde daha büyük çukurlar kazdırıyorlar. Vatandaşlarımızı bu kuyuların içine atıp üstlerine kurşun yağdırıyorlar. Bu kez de çok fazla mermi harcandığını anlayıp başka bir yola başvuruyorlar. Çukurlara doldurulan kardeşlerimizin üstüne bomba atıp onları paramparça ediyorlar. Onların mezarını biz bulamadık. Kelebekler buldu. Mavi kelebekler. Sadece toplu mezarların olduğu yerde biten bir çeşit bitkiyle beslendikleri için bazı bölgelere kümelendiklerini anladık. Nerede mavi kelebek gördüysek orayı kazdık. Binlerce şehidimizi çıkarıp Potocari’deki şehitliğe defnettik.’’

‘’Türk’ün Evladı, bizi, onların bize yaptıklarını ve sorumluluğunu sakın unutma.”

Ben Aliya…

 Aliya İzzetbegoviç ‘’

Aylar önce izlediğim Bosna belgeselleri, okuduğum kitaplar bende Bosna’ ya dair derin sızılar bıraktı. Bosna benim hep derin bir üzüntüm olarak ben büyüdükçe yaşadıkça içimde var olacak bir acı.

   Hayatımda ırkçılığa yer vermedim ancak şu da var ki Sırpların, Hırvatların Boşnaklara yaptıkları 1. Kosova savaşından bu yana biriktirdikleri bir kin ve ırkçılıktan ileri geliyordu.  Maalesef ki

Dünya’ nın birçok yerinde hep Müslümanlar kıyıma uğruyor.

   NEDEN?

Sevgili Okur, var mı bir cevabınız elbet vardır ancak şunu söylemek istiyorum: ‘’Irkçı olalım demiyorum ama Müslüman nedir ümmet nedir İslam nedir bunların şuurunu içimizde ve yaşantımızda bulunduralım. İnsanlıktan bir haber Batı’ nın ne çok hayranı var. Ne yazık ki‘’

   Kafası kolu parçalanmış bedeninin tamamını değil de sadece bir parçasını mezara verebilen anneler dinledim. Defalarca tecavüze uğrayan kızları ve kadınları dinledim…

    Sinan Akyüz’ ün İncir Kuşları adlı kitabında geçen gerçek bir hikayeyi anlattığı şu paragraf sizlere anlatsın durumun vehametini:

‘’ Evet gerçeği itiraf etmek gerekirse bu bir savaş değildi. Kadınlar hiçbir savaşta bu kadar mağdur edilmemişti. Bu bir soykırımdı ve bu soykırımla Müslüman Boşnakların soyları tecavüzlerle dönüştürülmeye çalışılıyordu. Bu savaşın ne yazık ki en acı tarafı buydu… ‘’

‘’ Artık ölülerime dahi ağlayamayan bir ölüye, bir gül olup da gülemeyen kaderi bahtsız birine dönüşmüştüm.’’

‘’ Şayet bu savaşın sonunu görürsem Suada, evime bir daha ne tuzlu feta peyniri ne de bir Sırp sokacağım. İkisinden de nefret ediyorum artık.’’

     Aliya İzzet Begoviç’ in en sevdiğim ve kulağıma küpe olsun dediğim bir sözü:

“Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

Sevgili Okur,

Yazımı artık sonlandırma vakti… Umarım bir nebze de olsa Bosna’ yı sana hissettirebilmişimdir.

   Affet beni, bizi Bosna’ m mavi kelebeğim… Hakkıyla seni koruyamamış olmaktan, narkozlu hasta misali hallerimizin bunlara sebebiyet vermesinden, ümmet nedir şuuruna varamadığımızdan, çığlıklarını duyup da elimizden hiçbir şey gelmemesinden, açlıktan, işkenceden, tecavüzden yorulan bedenlerin feryatlarını işitemediğimizden dolayı sen bizi affet Bosna’m…

Nemoj žalit oče moj 
kad ugledaš mezar moj 
nemoj da ti suza krene 
kad se sjetiš oče mene

Yas tutma babam 
mezarimi gördügün an 
düsmesin hic bir gözyasi 
hatirladigin zaman beni

            Şu dizelere uzun uzun bak ve anla sevgili okur…

                                                                                                             ELİF GÜL

KAYNAKÇA


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.