BİRİLERİNİN ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI, BAŞKA BİRİLERİNİN TERÖRİSTİDİR!

admin tarafından tarihinde yayınlandı

Sevgili okurlar;

Bu ay ki konumuz cihat ve ben de örnek kişilikte bu ay Yaser ARAFAT’ı yazıyorum.

YASER ARAFAT

Kanayan yaramız Filistin’imizin kurtulmasına öncülük eden ve bu kutlu görevi kendine dava edinen büyük lider.

Türkiye’de ismi Yaser olarak bilinen hatta bazı ailelerin çocuklarına onun ismini Yaser olarak verdiği Filistinli lider. İsmin okunuşu yasir. Yabancı basın da bu yüzden yaser yazıyor, yasir diye okumak için. Vikipedi’de şöyle açıklanmıştır:

Yaser Arafat, tam adıyla Muhammed Abdurrahman Abdurrauf Arafat el-Kudva el-Hüseyni, kod adı Ebu Ammar, Filistinli lider. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün lideri ve Filistin Ulusal Yönetimi’nin ilk başkanı. Arafat, Filistin’in özerkliği için durmaksızın İsraillilere karşı mücadele etti.

Kısaca bu büyük liderin hayat hikayesinden de bahsetmek gerekirse;

Yaser Arafat, 4 Ağustos 1929 tarihinde Mısır’da doğdu. Kahire Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Bu dönemde Filistinli Öğrenciler Birliği’nin lideri seçildi. Daha sonra bir süre Kuveyt’te inşaat mühendisliği yapan Arafat, 1958 yılında El Fetih’i kurdu. Örgütün, İsrail topraklarına düzenlediği vur-kaç eylemlerinde de bizzat yer aldı. 1967 Arap-İsrail Savaşı’nın ardından da Mısır heyetinin bir üyesi olarak Sovyetler Birliği’ne gitti.

Tarih boyunca davasıyla özdeşleşebilmiş çok nadir insan olmuştur, Arafat da bunlardan biridir. Mücadeleye 16 yaşında, Mısır’dan Filistin’e silah kaçırarak başlamış, Yahudilere karşı savaşa katılmış ama savaş sonunda İsrail devleti kurulunca ilginç bir şekilde Amerika’ya okumaya gitmek için vize başvurusu yapar ama kendisine gelmesi çok sürmez. Kaçmak yerine kalıp mücadeleye devam etme kararı verir. Mısır’da mühendislik okumaya başlar. Vaktinin çoğunu Filistinli gençleri örgütlemeye harcar ve 1958’de Kuveyt’te Ortadoğu’nun en önemli örgütlerinden birisi olan el-fetih örgütü kurar. Çıkardıkları dergiyle Filistinlileri direnmeye çağırır. Halktan gerekli destek gelse de Arap devletleri tarafından pek ciddiye alınmaz. Bunun üzerine örgüt uçak kaçırma, bombalama gibi eylemlere başlar. Örgüt giderek güçlenmeye başlayınca, 1969 yılında bütün Filistinli direnişçi grupların birleşmesiyle Filistin kurtuluş örgütü (FKÖ) kurulması için öncülük eder. FKÖ’nün kuruluşundan 1993 yılında Filistin ulusal özerk yönetiminin kuruluşunda kadar örgütün yürütme kurulu başkanlığını yapmıştır. En büyük eleştiriyi de bu nedenle görmüştür zaten. Tek adam olması hep eleştirilmiş. Liderliği hiç bırakmamış, dolayısıyla da muhalefeti yok sayması yüzünden mücadele zaman zaman güç kaybetmiştir.

1974 yılında, birleşmiş milletler genel kurulunda konuşurken, dışarıdan kendisine ”go home arafat!” diye tepki gösterenlere ”benim de istediğim bu zaten, bırakın evime gideyim” diyerek, düşündürücü bir cevap vermiştir ki o konuşmaya başlarken, kürsüye bir zeytin dalıyla gelmiştir. Bu da Arafat’ın bir gerilla’dan, bir siyasetçiye dönüştüğünün göstergesi olsa gerek. Şu sözleri de bunu doğrular nitelikte ;

”Halkımızın kendi topraklarında ulusal, bağımsız, egemen bir yapı kurabilmesi için yardımınızı istiyorum. Bir elimde zeytin dalı, bir elimde özgürlük savaşçısının silahı var. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin. Tekrar ediyorum: zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin! ”

Bu tarz bir evrimle beraber, uluslar arası alanda daha sempatik bir yapı haline gelmeye başlamıştı FKÖ ama hala İsrail’e karşı silahlı mücadele devam ediyordu. İsrail’i karşısına almak istemeyen birçok ülke FKÖ’ ye sırt çevirmeye başlayınca ciddi güç kaybı başlamıştır. 

1988 yılı, altı Filistinlinin öldürüldüğü 6 Aralık gecesinin sabahında Filistinli bir genç, topladığı taşları yoldan geçen İsrail askerlerine atmaya başlar, arkadaşları da onu taklit etmeye başlayınca kısa bir süre sonra taş atanların sayısı artar. Bu tuhaf saldırıya gerçek silahla karşılık vermeye çalışan İsrail askerleri, yağmur gibi gelen taşlardan sonra geri çekilmek zorunda kalır. Ortadoğu diyince akla gelen bu tarz gösterilerin ilkidir bu. Taş, kurşuna karşı meydan okumuş ve kazanmıştı. Arafat bu günlerde sahneye çıkıp, Filistin devletinin kurulduğunu ilan eder sonrasında da terörü lanetleyen açıklamalarla batı devletlerinin FKÖ’yü Ortadoğu sorununun taraflarından birisi olarak görmesini sağlar ama devamını iyi getiremez Arafat. Saddam Hüseyin’in Kuveyt işgali sırasında, yıllarca kendisine ve örgüte yardım eden Kuveyt’in yanında olmaz ve Irak’ın tarafını tutar attığı bu adımdan sonra petrol zengini Arap ülkelerinin maddi-manevi desteğini kaybeder daha sonra barış görüşmeleri hızlanır ve 1994 yılında Nobel barış ödülünü alır. Ve 10 yıl sonra Yaser, 11 Kasım 2004’de Paris’te hayatını kaybeder.


11 Kasım 2004 yılında öldüğü açıklansa da, ne zaman ve nasıl öldüğü gizemini korumaktadır.
Nükleer zehirle zehirlenmiş olma olasılığı bulunuyormuş ayrıca saçlarından alınan örneklerden polonyum adında nükleer bir maddeye ulaşılmış. Eşi Suha Arafat röportajda Aljazeera English’e eşinin naaşı üzerinde araştırma yapılmasını istediğini ve Filistinli otoritelerin iş birliği yapması gerektiğini bildirmiş…

Ayrıca yabancı bir haber sitesinde de bu konuyla ilgili zehirlenerek öldürüldüğünü doğrulayan bilgiler yazıyor: “Zehirlendiği iddiaları diş fırçasında, kıyafetlerinde ve atkısında polonyum bulunmasıyla ciddi manada güç kazanmıştır. Aynı maddenin İngiltere’de görev yapmakta olan bir Rus ajanını da zehirlemekte kullanılmış olması, suikast yapanların aynı kaynaktan olma ihtimalini doğuruyor.”

Kendisiyle ilgili en güzel yorumu Serdar Yıldırım (yazıhane) şöyle yapmıştır ;

”Bir davanın neferi olarak başlamış, bir süre sonra o davanın lideri konumuna gelmiş ve zamanla davanın kendisine dönüşmüştür. Dünyanın büyük bir kısmı onu, bağımsızlık mücadelecisi ya da gerilla olarak tanıyıp kabul etmiştir. Arap halkları ve Ortadoğu coğrafyası ona çok şey borçludur. Önemli bir siyasi ve askeri figür olduğu tartışılmazdır. Ancak ‘liderlik vasıflarını ne derece doğru kullanmıştır? ‘ ve buradan yola çıkarak ‘ büyük bir lider midir? ‘ sorularının cevabını tarih verecektir. Hakkında yapılan tüm karalayıcı propagandalara ve terörist/cani yakıştırmalarına rağmen bilinen bir şey vardır ki Arafat’ın durumunu tamamen açıklar; onu ‘gerçek bir kavram’ haline getirir: birilerinin özgürlük savaşçısı, başka birilerinin teröristidir! ”


Kendisiyle özdeşleşmiş başındaki kefiyesini ve üzerindeki asker üniformasını, bağımsız bir Filistin devleti kurulana kadar çıkarıp başka bir kıyafet giymemeye yemin ettiği söylenir.

” Hatırlayın! Beyrut’tan ayrılırken bana ”nereye gideceksiniz? diye sormuşlardı. ”Anavatanıma, Filistin’e gideceğim” demiştim işte geldim! ” sözlerinin de sahibidir ayrıca.

Maalesef Yaser Arafat’ın çocukluğunu geçirdiği ev, İsrail’in doğu Kudüs’ü işgalinden sonra ağlama duvarına yer açmak için yıkılmış.

Yaşamı herkese örnek olası, soylu bir mücadele uğruna ömrünü adamış ideallerin adamı.

Yıl 2002: Tek göz odada, etrafı sarılı, ölümü bekleyen ve ancak şehit olarak oradan çıkacağını söyleyen adam gibi bir adam.

Arkadaşlar;

Bu yazı, yayımladığım ilk , sizinle paylaştığım son yazım. Şunu bilmenizi isterim ki; Patika grubunun üyesi olmak, bu grubun bir ferdi olmak çok güzel ve ayrıcalıklıydı. Size tavsiyem Patika’yı okumaya devam edin…

                                                                                              Refika DEMİRTAŞ

KAYNAKÇA

https://www.yeniakit.com.tr/kimdir/Yaser_Arafat
http://www.euronews.com/…er-arafat-really-poisoned/

https://www.dw.com/tr/rus-uzmanlardan-arafat-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1/a-17160117

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/filistin-davasiyla-ozdeslesen-lider-yasir-arafat/1308183https://www.dw.com/tr/rus-uzmanlardan-arafat-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1/a-17160117


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.