BENCİLLİKTEN UZAK ÇOCUKLAR

Merve Karslı tarafından tarihinde yayınlandı

Bu ay ele alacağımız kavram ‘istiğna’ kavramı. İstiğna kelimesinin farklı anlamları olsa da genel olarak elinde olana kanaat edip başka bir şeye ihtiyaç duymayan, gözü gönlü tok olan anlamında kullanılıyor. Baktığımız zaman çok önemli gibi durmayan bu kavram aslında tüm insanlığı ilgilendiren ve insanların hayatına şekil verebilen bir kavram. İnsanların hayatlarına şekil veren savaşlar, filmler gibi birçok şey olsa da kavramlar ve yazılan kitaplar, yani kullandığımız dil, yaşam ve ölüm gücüne sahip olabiliyor. Ben istiğna kelimesinin varlığının değil de, yokluğunun üzerine konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Cahit Zarifoğlu, Beyaz Camlar şiirinde diyor ya “bazen varı anlarsın yok ile” bizlerde bu tüketim toplumunda yer alan insanlar olarak bazı şeylerin yokluğunu sinemizde hissediyoruz.

Her ebeveyn, çocuğunun her şeyin en iyisini en güzelini hak ettiğini düşünür. Onun iyiliğini düşünerek kararlar alır fakat bu her zaman alınan kararların doğru olduğunu göstermez. Aileler, çocukları ne yaparsa yapsın onun arkasında olduğunu hissettirmeye çalışarak, övülmeyecek şeyleri överek öz güven aşılamaya çalışıyorlar. Fakat çocuğun her davranışının onaylanması onu ileride öz güvenli bir birey değil narsist bir birey yapar. Çocukları sırf mutlu olsun diye yersiz övgüde bulunan aileler, çocuğun kendi hakkında çarpık bir görüşe sahip olmasına sebep olurlar. Gerçek dünya ile düşünülen, hayal edilen dünya arasında fazlaca uçurum olması bireyi çaresizliğe ve mutsuzluğa sürükler. Sürekli ailesi tarafından gerçeklikten uzak onaylayıcı kelimeler duyan çocuklar, sosyalleşmeye başladıklarında hiç alışmadığı bir ortama girmiş olur. Çocukların neredeyse 3 yaşından itibaren başlayan benmerkezci davranışları aile tarafından yersiz övgülerle desteklenince çocuğun kendinden başkasını düşünmeyerek bencil, sadece kendi dediklerini önemseyen davranışlar göstermesi kaçınılmaz bir sondur. Çocuğuna yeni bisiklet alıp ‘sakın ha kimseye bindirme’ diyen, aldığı silgiyi bile başkasına vermesin diye çocuğun boynuna iple bağlayan aileler, ileride çocuklarının nasıl paylaşımcı, cömert, gönlü bol olmasını bekliyorlar ki..Bu bir tarlaya salatalık ekip domates çıkmasını beklemek gibi bir şey olur. Burada değinmek istediğim şey ebeveynlerin istedikleriyle yaptıklarının farklı olması. Yanlış aile davranışlarından bir tanesine fazlasıyla yersiz övgü diyebiliriz. Araştırmalara göre anne- babasından başkalarına öncelik vermeyi öğrenen düşünceli çocuklar, arkadaşlık kurma ve ilişkilerini sürdürme konusunda daha başarılı ve daha mutludurlar. Mark Twain ‘İnsan Nedir?’ eserinde insanı farklı bir bakışla ele alarak çocuğuna yemek ve bakım veren annenin, yaşlılara yardım eden insanların, bunları karşı taraf için değil de kendi vicdani tatminlerini yapmak için yaptığından bahseder.

Çocukları bencilliğe sürükleyebilecek aile davranışlarından bir tanesi de aşırı korumacı tutumlardır. Bazı aileler cam fanusta bitki yetiştirir gibi gerçek dünyadan bağımsız çocuklar yetiştiriyorlar. Bu çocuklar gerçek dünya ile tanıştıklarında afallıyorlar çünkü hiçbir zorlukla mücadele etmedikleri için hayat tecrübeleri olmuyor. Tüm sorumluluğu üzerine alan ebeveynlerin çocukları yetişkin bir birey olunca, hiçbir şeyin sorumluluğunu taşımak zorunda olmadığını düşünürler. Sorumluluğu sürekli başkalarına yükleyen çocuklar, acı hissedecekleri bir durumda ‘ evet bunu böyle yaptığım için sonucu böyle oldu’ diyerek kabullenmek yerine, olanlardan yine başkalarını sorumlu tutarak yaptıklarından ders çıkarmazlar.

Ailelerin çocuklarına her şeyi fazlasıyla vermesi çocukların elindekiyle yetinmeyip, elindekine değer vermeyerek onu kısa sürede tüketmesine ve daha başka şeyler istemesine zemin hazırlar. Ailelerin sürekli sevgilerini göstermek için maddi eşyalar alması çocukta kısa süreli bir mutluluk oluşturur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli yer maddi eşya ile sevgi görmeye alıştırılan çocuğun bunun devamını ve fazlasını bekleyecek olması. Çocuk, ailesinin sürekli yeni bir şeyler alacağını bildiği için elindekinin kıymetini bilmez ve daha farklı şeyler istemeye yönelir. Alınmadığı takdirde sevilmediğini düşünür. Bu çocuk ileride yetişkin bir birey olduğunda sürekli daha zengin olmak, daha çok eşyaya sahip olmak isteyecektir. Çünkü hayatı bunlar üzerine kurulmuş olacaktır. Tam olarak tüketici bir birey olarak hayatını sürdürmeye çalışacaktır. Araştırmalara göre sürekli yeni bir şeyler almak için çalışan insanlarda depresyon ve anksiyete seviyesi yüksek derecededir. Aileler çocuklarını mutlu edeyim derken maddeciliğin ön planda olduğu bu zamanda tüketici bir birey yetiştirmiş olur. İnsanları maddeciliğe ve tüketen bireyler olmaya iten tek sebep aile davranışları değil tabi ki. İnsanlar özgürce, sevdiği kıyafetleri giydiklerini,  istediği yiyecekleri yediklerini, istediği mekanlara gittiklerini, severek dinlediği müzikleri, gerçekten özgür ve hür iradeleri ile mi istiyorlar? Yoksa maniple ettirilerek seviyormuş gibi, istiyormuş gibi mi yaptırılıyorlar? Bunların cevabını anlatan The Century Of The Self adlı belgesele göz atabilirsiniz.

X ve Y kuşağından sonra, şuanda bulunduğumuz kuşağa Z kuşağı bir başka deyişle Generation Me  adı verildi. Bu kuşakta yetişen çocukların iyi özelliklerinin olması yanı sıra yukarıda söylediğim maddeselci ve bireyselci tavırları, sosyal medya üzerinde kendilerini yüceltme tavırları dikkat çekmektedir. Bizler 19.YY’ ın binalarında, 20.YY’ın insanlarıyla, 21.YY’ ın çocuklarını eğitmeye çalışıyoruz. Burada ailelere düşen kısım çocuklarını, başka insanların duygularını düşünebilen, merhamet sahibi, affetmeyi ve bağışlamayı, elindekinin kıymetini bilen ve bunları bir zayıflık olarak görmeyen bir birey olarak yetiştirmeleridir.

Bütün duyguların yaşam için gerekli olduğunu anlatan bir animasyon film önerisi: Inside Out

Biraz da tebessüm 🙂 :
https://www.instagram.com/p/B-2O-dMpIys/

 Nevzat Tarhan Hoca’nın aileler için 20 önerisi:

1- Çocuk yetiştirmenin birinci adımı, çocuğun şefkatli-karakterli anne-babasıyla huzurlu bir ortamda büyütülmesidir.

2- Anne-babanın çocuğu kendi parçası olarak görüp onun hayatı hakkında her şeyi bilmeye çalışması doğaldır ancak çocuğun da özelline saygı duyulmalı ve kendini özgür hissetmesine fırsat tanınmalı.

3- Çocuğun mutluluğu, ebeveynin mutluluğunun önüne geçmemeli. Ancak ikisi arasında sağlıklı bir denge kurulmalıdır.

4- Ebeveyn, çocuğunu bütün güçlüklerden korumak yerine, ona sorumluluk duygusunu ve güçlükleri birlikte aşmayı öğretmelidir.

5- Ailenin yükünü ebeveynin tek başına taşıması yerine, anne-baba ve çocuğun da içinde olduğu bir takım oluşturup sorumluluklar ve hayat paylaşılmadılır.

6- Anne-baba, çocuğunu yorucu, zor işlerden korumak yerine çocuğunu hayata hazırlamak görevini üstlenmeli.

7- Anne –babalar, çocuklarının sorunlarını dinlemeli, çözümünü çocukla birlikte aramalı.

8- Anne-baba çocuklarının, koydukları kurallara itaat etmesini beklemeli, ancak onların da kurallara itiraz hakkının olduğunu unutulmamalıdır. En etkili emirin de seçenek sunmak olduğu bilinmelidir.

9- Anne-babalar, çocukların sözlerini yetişkin insan gibi dinlemeli, ancak onlardan büyük insan gibi davranmalarını beklememelidir.

10- Disiplin ve nasihatin yumuşak ve devamlı olması halinde etkili olduğu nasihatte örnek olmanın da önemi unutulmamalıdır.

11- Çocukların arkadaşları ve sosyal hayatı yakından takip edilmeli ancak fazla müdahale edilmemelidir.

12- Ebeveynin, çocuğunu hayat köprüsünden geçirmekten ziyade o köprüden nasıl geçeceğini öğretmesi gerektiğini bilmeli.

13- Bir anne çocukları ile ilgilenirken kendini evde hapsolmuş ve tutuklanmış hissedebilir. Bu doğal. Ancak ebeveynin sıradan olaylardan zevk almayı başaran kişilerin özgürlük – sorumluluk dengesini kurabilenlerin mutlu olabildiğini unutmamalı.

14- Ebeveyn, anne, baba, eş, iş adamı rolünün hepsini kendi şartlarında yaşamalı. Farklı rollerini farklı alanlarda yaşamalı.

15- Anne- babanın çocuğunun gizli düşüncelerini bilmek gibi bir görevi yok. Çocuğa özerk alan bırakıp onun kendi gemisinin kaptanı olmasına fırsat vermeli.

16- Anne- baba çocuğuna zaman zaman kızıp sinirlenebilir ancak önemli olan sonrasında öz eleştiri yapabilmeli ve haksız olduğu durumlarda çocuğundan özür dileyebilmelidir.

17- Çocuğun ani sorularını cevaplayamayacak kadar meşgul olunsa da ona sonradan zaman ayrılmalı ve hak ettiği ilgi gösterilmeli.

18- Çocuk eğitiminde sevgi, ilgi, saygı, sabır ve güven kelimelerin sihirli kelimeler olduğu unutulmamalı. Çocuğunuzun ne düşündüğünü önemsediğinizi hissettirmek ve kendisini ifade etmesinde cesaretlendirmekle sihirli kelimeleri harekete geçirdiği bilinmeli.

19- Sabır amaca yönelik olmalıdır, her istediği yapılan çocuk bencil her şeyine “hayır” denilen çocuğun da inatçı olduğu unutulmamalı.

20- En önemlisi de çocuğa insani değerlerin ve empatinin öğretilmesi. İdeal insanın dünyayı değiştirmeye kendisinden başladığı bilinmeli.

(https://www.nevzattarhan.com/cocuk-yetistirirken-uymaniz-gereken-20-mucize-kural.html)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.