BEN SENİ TANIMIYORUM!!!

Ayşe Taşın tarafından tarihinde yayınlandı

Şşşşşşşşş…

Sessizlik…

Herkesin gözü kulağı bir noktaya odaklanmış…

Bakın işte oraya…

Covid 19, halk arasında bilinen ismiyle Korona virüs…

Herkesin elini kolunu bağladığı…

Silahların sesini susturup işe yaramaz hale getirdiği…

Tüm dünyanın sadece onla savaştığı…

Korona virüs…

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve bir anda dünya gündemine oturan bir olay…

Korona virüs…

Artık insanların tek düşüncesi var…

Korona virüs ne zaman bitecek, ne zaman hayat normale dönecek…

Şimdi diyeceksiniz ki korona virüsü zaten biliyoruz bize neyini anlatacaksın?

Ben size korona virüsün ne olduğunu ya da nasıl korunmamız gerektiğini anlatmayacağım. Elhamdülillah bunun için zaten herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

Ben size silahların bir şey yapamadığı, en bilge insanların bile bir şey yapmakta zorlandığı bu virüsün neden başımıza geldiği ile ilgili düşüncelerimden ve araştırdığım konulardan bahsedeceğim…

Şimdi düşünmenizi istediğim konuya gelelim.

Sizce neden?

Neden böyle bir virüs ortaya çıkmış olabilir?

Ben size şöyle izah edebilirim.

Allah’ın razı olmadığı gadab-ı ilahiye dokunacak çirkin işler yaptık. Bunların düzelmesi ise irade-i ilahiye ile yani rabbimin iradesi ile olacağı için böyle bir musibetle sınanıyor olabiliriz.

Tek sebep bu mu? Diyeceksiniz.

Ama aslında tek sebep bu olmayabilir, ancak temel sebep bu olabilir diyorum…

Düşünsenize 700 milyona yakın insan diyor ki: “Bu kâinatın bir yaratıcısı yok. Peygamberler mi hepsi yalancı” sizce de Allah’a, Allah’ın dinine, Allah’ın peygamberlerine bu kadar hakaretin olduğu bir ortamda, bir dünyada gadab-ı ilahiye’nin celb olması çok normal değil mi?

Bazılarınızın peki biz ne yapmış olabiliriz dediğinizi duyar gibiyim…

Ne mi yaptık?

Sessiz kaldık…

Zulme, yapılanlara, çirkin işlere duyarsız kaldık…

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesindeydik…

Korkarım ki bu sefer o yılan herkese dokunuyor. Zengin fakir, güçlü güçsüz, iyi kötü ayırt etmeksizin dokunuyor…

Mazlumun bedduası sardı etrafımızı…

Peygamber Efendimiz’in bir hadisinde “Mazlumun bedduasından sakının, çünkü Allah ile mazlum arasında perde yoktur.(B1496 Buhari, Zekât, 63)” buyruluyor.

Belki de her şeyi Allah’a anlatacağım diyen küçük çocuğun feryadının sonucudur başımıza gelenler…

Peki ya Doğu Türkistan desem size…

Sizce de garip değil mi bazı şeyler…

Bu virüs Çin’de ortaya çıktı ama Çin’in zulmü altında olan Doğu Türkistan’da tek bir vaka bile yok…

Belki de rabbim burada bize bir şey anlatmak istiyordur olamaz mı?

Hatta bu virüsten Doğu Türkistan’ın etkilenmediğini gören Çin, Doğu Türkistan’da Kur’an yasağını kaldırdı. Kur’an yasağı kaldırılan Doğu Türkistanlılar sakladıkları Kur’anları çıkardıklarında o Kur’an-ı Kerim’lere sarılıp döktükleri gözyaşlarını hangimiz yıllardır elimizde olan Kur’an-ı Kerim için döktük…

Hangimiz onların bu mutluluk gözyaşları gibi elimizdeki nimetin kıymetini bildik…

Elimizdeki nimetin kıymetini başımıza musibet gelince mi anlayacaktık?

Mekke ve Medine’nin, camilerin, ailenin, komşuların kıymetini bizden alınınca mı anlayacaktık…

Anne babaya sarılmanın beraberlik ve birliğin kıymetini bunları yapamadığımızda mı anlamamız gerekiyordu…

Bu kadar büyük nimetlere sahip biz, Doğu Türkistanlıların bizim sahip olduklarımıza çektiği özlemi çektik mi acaba?

Ya da şuanda hasretle bekliyor muyuz?

Mekke ve Medine’nin, camilerin, evlerin dolup taştığı o günleri…

Belki de bu musibet insanoğlunu sarsıp uyandırmak içindir…

Bunun aksine dünyanın sonunun yaklaştığını ve bu virüsün Dâbbetü’l-Arz olduğunu söyleyenler de var…

Şimdi ben size Dâbbetü’l-Arz’ın ne olduğunu kısaca anlatacağım öyle olup olmadığının kararını da size bırakıyorum…

Dâbbetü’l-Arz Kıyamete çok yakın bir vakitte yerden çıkacak olan bir canlıdır. Dâbbetü’l-Arz için değişik tanımlamalarda bulunanlar da var. Mesela kimisi televizyon, kimisi yerden çıkacak büyük bir canavar, kimileri ise bu şeyin bu kadar yayılıp insanlara ulaşması için de büyük bir hayvan değil de insanların kanına girip çok hızlı bir şekilde yayılan bir virüs olabileceğini ileri sürüyor. Ben bu konuyla alakalı biraz daha detaylı bilgi için Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerif ve ek olarak Risale-i Nur’daki tanıma baktım.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz; “O söz başlarına geldiği (kıyâmet veya azap yaklaştığı) zaman, onlara yerden bir dâbbe (canlı) çıkarırız da, bu onlara, insanların âyetlerimize kesin bir îman getirmemiş olduklarını söyler. (en-Neml, 82)” Buyuruyor.

Hadis-i Şerifte ise efendimiz; “Ortaya çıkış itibariyle kıyâmet(in büyük) alâmetlerinin ilki, Güneş’in battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanlara Dâbbetü’l-Arz’ın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de hemen onun peşinde ve yakındır.(Müslim, Fiten, 118; Ebû Dâvûd, Melâhim, 12)” buyuruyor.

Bediüzzaman ise söze lâ ya’lemu’l-gaybe illallah(Gaybı yalnızca Allah bilir.)diyerek başlayıp dabbetül arz’ın tanımını yapıyor.  “Nasıl ki kavm-i Firavuna çekirge âfâtı ve bit belâsı ve Kâbe tahribine çalışan kavm-i Ebrehe’ye ebâbil kuşları musallat olmuşlar. Öyle de, Süfyanın ve deccalların fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuğyana ve Ye’cüc ve Me’cüc’ün anarşistliği ile fesada ve canavarlığa giden ve dinsizliğe, küfür ve küfrana düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak, zîr ü zeber edecek. Allahu a’lem, o dâbbe bir nevidir. Çünkü gayet büyük birtek şahıs olsa, her yerde herkese yetişmez. Demek, dehşetli bir taife-i hayvaniye olacak. Belki, [İlla dâbbetü’l-arzi te’kulu min seetehu] âyetinin işaretiyle o hayvan, dâbbetü’l-arz denilen ağaç kurtlarıdır ki; insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek, insanın cisminde dişinden tırnağına kadar yerleşecek. Mü’minler iman bereketiyle ve sefahat ve su-i istimalâttan tecennübleriyle kurtulmasına işareten, âyet, iman hususunda o hayvanı konuşturmuş. (Şualar: Beşinci Şua, Yirminci Mesele)”

Söylenilenler virüs tanımına uyuyor gibi ama dediğim gibi kararı size bırakıyorum…

Açıkça söylemek gerekirse bende bu virüs’ün insanlığın uyarılması için ortaya çıktığını düşünüyorum sizce de öyle değil mi?

Olanları bir kendiniz tartın bakalım sonuç ne çıkacak?

Endülüs’te 500 yıl sonra ezanlar yükselmedi mi?

Birçok ülke işimiz yukarıdakine kaldı deyince Müslüman halk sokaklara çıkıp namaza durdukların da gayrimüslimler de onlarla beraber namaza durmadılar mı?

Birçok ülkede ezan sesleri sadece cami içlerine verilirken artık hoparlörlerden açık açık okunmadı mı?

ABD’de bir hastane de doktorlar ve hemşireler toplu olarak dua etmediler mi?

Filistin’de bir Yahudi’nin Kur’an dinlediğini gören Filistinli “Sen Yahudi’sin neden Kur’an-ı Kerim dinliyorsun.” diye sorduğunda “Bunun Allah’tan geldiğine inanıyorum belki bunun için bu belayı üzerimizden alır .” demedi mi?

Heykele tapan bir adam o heykellerin kendine bir fayda vermediğini anlayınca hepsini tek tek parçalamadı mı?

Virüsün Doğu Türkistan’a bulaşmadığını gören bir kısım Çinli Müslüman olmadı mı?

Peki, sizce de uyarıcı değil mi?

Türkiye’de camilerde cemaatle namaz kılma yasağı gelince cemaat hocaya; “Ne zamana kadar hocam” diye sorunca hocanın ağlayarak “Allah bizden razı olana kadar” demesi de bunu göstermiyor mu?

Duam odur ki rabbim bizden razı olsun. (Aminn..)

Şimdi buraya kadar ilk sebep ve temel sebebimi anlattım ama sizlere başta da tek sebep bu olmayabilir demiştim.

Şimdi sıra ikinci sebepte ikinci sebep ise bu virüsün biyolojik bir silah olabileceği…

Neden mi böyle düşünüyorum çünkü tarih tekerrürden ibarettir derler…

Yıllar boyunca iki ülke arasında ciddi problemler yaşanmaya başladığı vakit virüs salgınlarının veya biyolojik silahların kullanıldığı aşikâr…

Şimdi bu dediğimi kanıtlayacak deliller isteyeceksiniz…

Sizlere sıralayayım o zaman…

İlk olarak bu virüs Çin’de ortaya çıktı ve hızlı bir şekilde dünyaya yayıldıktan sonra Çin’de hayat normale dönmeye başladı.

İkincisi Çinli bilim adamlarının bir mağarada yarasa toplarken çekilen görüntüleri insanları virüsü çinin üretmiş olduğu düşüncesine yönlendirdi.

Üçüncüsü Çin ile savaşın eşiğine gelen ABD’nin virüsten en çok etkilenen ülke olması bu delilleri kuvvetlendiriyor.

Son olarak size söyleyeceğim olay sizi de şaşırtır mı bilmiyorum ama beni çok şaşırttı…

History Of The World Map By Map kitabının 114. Sayfasında The Black Death(Kara Ölüm) adlı bir sayfa var.

Kara ölüm dünya tarihinin en ölümcül veba salgınından biridir. 14. Y.Y. da görülüyor ve Avrupalıların yarısı bu salgında ölüyor. Harita incelendiğinde ise çok ilginç bir şey ortaya çıkıyor…

Hastalık bundan tam 700 yıl önce bugün ki salgının çıktığı bölgede Wuhan Kentinde ortaya çıkmış ve ticaret yoluyla yayılmış.

Çok garip değil mi?

Şimdi ben tüm her şeyi sundum neye inanacağınız size kalmış…

Son olarak Mehmet Öz’ün bu virüs ile ilgili yayınladığı makaleden birkaç şey söyleyip yazımı sonlandıracağım.

Mehmet öz “öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bu virüsten kaçış yok arkadaşlar. İstisnasız hepimiz yakalanacağız. Ama ne kadar geç yakalanırsak o kadar iyi, bunu en sonda açacağım. Aynen grip virüsünde olduğu gibi önümüzdeki yıllar, on yıllar boyunca bu virüsle yaşamayı öğreneceğiz. Emin olun bu kesin. Şu an alınan karantina, tatil, izin vb önlemlerinin tamamı virüsün yayılma hızını yavaşlatıp, sağlık sektörünün çökmemesini sağlamak üzere alınıyor.

Çok hızlı yayılımda hastanelerin yoğun bakım üniteleri çıkmaza giriyor ve bilamecbur İtalya örneğinde olduğu gibi hangi hastanın yaşayacağına, hangisinin öleceğine karar verilmesi gereken berbat bir durum ortaya çıkıyor.

Virüs dediğimiz şeyler aslında öldürücü, şeytani birer düşman değiller. Onlar da aynen bizim gibi üzerinde konuşlandıkları alan sayesinde yaşayan canlılar. Zaten genelde hayvanlardan bize geçiyorlar ve evet, hayvanları genelde öldürmüyorlar. Çünkü kendileri de yaşamak için üzerinde yaşadıkları canlılara muhtaçlar. Yüzyıllardır hayvanlarla beraber yaşamaya alışmışlar.

E peki biz neden ölüyoruz? Çünkü birbirimizi tanımıyoruz. Virüs kendini hala hayvan vücudunda zannediyor. Yeni yerleştiği konağın şartlarını henüz bilmiyor. Belli bir süre geçtikten sonra hem bizler onlara bağışıklık kazanacağız hem de onlar kendi sonsuz yaşamları için mutasyona uğrayacaklar. Böylece beraber yaşamaya alışacağız.

Mesela aranızda herpes labialis adlı virüsü duyan oldu mu hiç? Duymadınız ama kendisi dünyanın en yaygın virüslerinden birisi ve bir kere vücudumuza girdikten sonra biz ölene kadar vücuttan atılamıyorlar. Peki, ne yapıyor bu virüs? Dudağınızda uçuk çıkarıyor. O kadar işte. Bizi öldürmüyor çünkü biz ölürsek kendisi de yaşayamıyor.”
Şeklinde ifade etmiş. Daha detaylı bilgi için makaleye de göz gezdirebilirsiniz.

Son olarak; Rabbim bizleri affetsin ve tez vakitte bu musibetleri def etsin inşaAllah…

Selametle Kalın…

https://eksisozluk.com/dr-mehmet-ozun-corona-virusu-hakkindaki-yazisi–6425210

http://www.sorularlasaidnursi.com/risale-i-nurda-dabbetull-arz/

https://www.islamveihsan.com/dabbetul-arz-nedir-kimdir.html

https://www.yenisafak.com/video-galeri/dunya/abddeki-bir-hastane-odasinda-doktorlar-boyle-dua-etti-2203029

https://www.yeniasir.com.tr/yasam/2020/04/02/ispanyada-500-yil-sonra-ezan-sesleri

https://www.yenisafak.com/dunya/ezanla-moral-buluyorlar-avrupada-muslumanlar-balkonlara-akin-etti-3531198

https://www.haber.com/dunya-bu-belgeseli-konusuyor-koronavirus-cin-bilim-insanlari-tarafindan-mi-uretildi-284681/


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.