Ayın Filmi ​”Buğday”

admin tarafından tarihinde yayınlandı

YOLU YOL YAPAN NEDİR? 

Resim

   “Her insanın bir Hızır’a ihtiyacı vardır ve talep ediyorsa bulacaktır, ben öyle düşünüyorum” diyor. Buğday filminin yönetmeni Semih Kaplanoğlu katıldığı bir söyleşide. Hızır’ımızı aramaya yönlendiriyor sanki bizi, filminde Erol karakterine yaptığı gibi.

   Profesör Erol Erin, son zamanlarda toprak yapısının bozulmasından dolayı besinlerin, canlılığın yok olmasını engellemeye ve besinleri yeniden üretmeye çalışan bir yapıda çalışmaktadır. Hiçbir şekilde doğru tohumu elde edememelerinden yakınıldığı bir toplantıda “Cemil Akman” ismi ile karşılaşır.

Cemil Akman çok önceden Genetik Kaos olacağını belirtmiş ve hiçbir zaman %100 gerçek doğru tohumu elde edemeyeceklerini söyleyen bir bilim insanıdır. Zamanla yaşadığı trajik durumların da etkisiyle yaşadığı alanı terk edip kimsenin bulunmak istemediği zehirli toprakların bulunduğu bölgeye gitmiştir. Cemil Akman’ın tezinde bahsettiği “M parçacığı” Erol Erin’in dikkatini çeker. Akman ile tezleri hakkında yüz yüze konuşmak için bir öğrencisi ile yola koyulur.

    Erin ve öğrencisi Andre’nin yolculuğu Akman ile karşılaşınca bitiyor ve Erin için asıl yolculuk o zaman başlıyor.

Resim

   Yolculuk boyunca iki karakterin başından geçen durumlar, Kehf suresinde Bilge Kul (Hz. Hızır)ve Hz. Musa’nın başından geçen olaylara çok benziyor, hatta birkaç nokta hariç aynı olaylar geçiyor diyebiliriz.Ki bu benzerliği Semih Kaplanoğlu da onaylıyor ve Hz. Musa- Hz. Hızır arasında kıssasından yola çıktığını ama kesinlikle direk onları ifade etmediğini sadece kıssada geçen olayları Erol ve Cemil karakteri üzerinden anlattığını belirtiyor.
   Erol ve Cemil’in yolculuğunun başında; Cemil Erol’un yoldaşlık teklifini reddediyor ve bu yolculuğun ona ağır geleceğini ifade ediyor. Erol Cemil’in davranışlarını sorgulamama şartıyla yola onunla birlikte çıkabiliyor. 

Resim

​    Beraber sandal ile giderlerken Cemil nedenini belirtmeden sandala yara açıp batmasına sebep oluyor ve açıklama yapmadan Erol’a ölü taklidi yapmasını söylüyor. Bu esnadan bir aygıt onlara kuş bakışı bakıp ölü olduklarını düşünüp orayı terk ediyor.                          

Resim

​Ayette buna benzer durum şu şekilde açıklanıyor:

Resim

​“﴾79﴿
 “Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu delerek kusurlu hale getirmek istedim. (Çünkü) onların gideceği yerde her (sağlam) gemiyi gasp etmekte olan bir kral vardı.” 
​   Yolculuğun ilerleyen vakitlerinde Erol karanlıkta bir çocuk ile karşılaşıyor çocuğu tam göremese de onunla iletişime geçebiliyor, çocuk Erol’u yemek yemeğe çağırıp onu işinden alıkoymaya çalışırken çocuk istemsizce kayboluyor.
Erol çocuğu Cemil’in öldürdüğünden şüpheleniyor. 

Resim

​Ayette bu durum şöyle açıklanıyor: 

Resim

﴾80﴿
 Erkek çocuğa gelince, onun anne babası, mümin kimselerdi; çocuğun onları sonunda azgınlık ve nankörlüğe düşürmesinden korktuk. 

​Son sahnelerde geçen Cemil’in taşları eksik duvarı tamamlamaya çalışması Kehf suresi 82. Ayette şöyle geçiyor. 

Resim

﴾82﴿
 Duvara gelince o, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir define vardı; babaları ise iyi bir adamdı. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”

Resim

   Kur’an-ı Kerim’de geçen bu kıssa kaliteli bir şekilde sahnelenince daha çok benimseniyor elbette, bunun için Semih Kaplanoğlu’na kendi adıma ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

   Filmde bu kıssa dışında, Yunus Emre’nin Aşk yolunda karşılaştığı “Buğday mı Nefes mi?” sorusu da karşımıza çıkıyor.
Erol Cemil’e ulaşmak için onun evine ilk gittiğinde kızı Tara soruyor bu soruyu kendisine, soruyu cevapsız bırakarak ayrılıyor oradan.
Bu soruya ilk cevabını Cemil ile olan yolculuğunun ilerleyen zamanlarında veriyor, ilk cevabını getirecek diyalog şu şekilde ilerliyor;
+Yeryüzünde hiçbir şey kalmasa insanı yaşatacak o tane nedir?
-Buğday tabii, buğday… Cevap buğdaydı değil mi?
+Ben bilmem kızım bilir.
-…
+Bir hakikat ehline göre varlığın özü buğday tanesidir. Üstat buğday karnındaki çizgiden de bahseder. Bu çizgi “Elif harfidir”, Elif hem ayırır hem birleştirir.
-… Neyi ayırıyor?
+Dişi ile erkeği, ruh ile bedeni, batıl ile zahiri. Buğdayın sırrı bu çizgide yatar. Aynı zamanda aşk çizgisidir, her şeyi birleştiren çizgi. Kâinatta ne varsa hepsi insanda mevcut profesör, ayrılık gayrılık yok.
-Yani insanda her varlıktan bir nüve mi var bunu mu diyorsunuz?
+Tüm kâinat insandır.
-Her şeyde de insandan bir parça var.
+Evet, insan parçacığı.

Bu repliklerden hemen sonra filmin başında bahsedilen, Cemil Akman’ın tezinde geçen “M Parçacığı” geliyor akla.

    Katıldığı bir söyleşide, M parçacığının tam olarak neyi ifade ettiğini belirtmese de onun hakkında yaklaşık olarak şöyle ifadeler kullanıyor Kaplanoğlu;
İlk tohumla sonraki tohumlar arasında görünmeyen bir bağ var. Biz bozulma yaptıkça belleği ortadan kaldırıyoruz. İnsanda da aynısı söz konusu, zamanla yaratan ile aramızda bağı koparıyoruz.

   Filmde geçen M parçacığından naçizane benim anladığım ifade;
Allah’ın bizler için koyduğu bir parçacık, maddesel veya manevi olarak. Zamanla Allah ile bağımızı kopardık ve kopma bizi elbette negatif etkiledi. Tohumda M parçacığının olmaması ona verimini kaybettirdi, bizdeki parçacık yoksunluğundan olan bağ kopukluğu asıl yardımı kimden istememiz gerektiğini unutturdu ve bu bizi yavaş yavaş tüketmeye başladı. Dünyayı ve kendimizi maddi manevi tüketmeye başladık. Buna değinmek için de siyah beyaz çekmiş Kaplanoğlu filmi, fakat film ne kadar karamsar bir gelecek dünya çizse de filmin ası mesajı; 

KARANLIKTAN AYDINLIĞA.
Kaybetmeye bu kadar yakın iken kazanmakta mümkün. Nasıl mı?
Filmde geçen repliklerde denildiği gibi;
+Burada ne arıyorsunuz?
-Sizi arıyordum.
+Kendinizi arayın.

Cevap bizde. Kendimizi benliğimizden sıyrılmaya çalışarak bulmaya çalışırsak bu karanlıkta bir kıvılcım yakabiliriz inşaAllah.

   Filmde üzerine konuşulmaya değer sahneler, semboller, replikler var. Ben izninizle bir yere daha son olarak değinmek istiyorum.

Son sahnede Erol Erin’in çizdiği şekil. 

Resim

   Öncelikle, ilk Cemil Akman’da gözlemlediğimiz bulunduğu alanın etrafını bir daire ile çizme durumuna bakarsak, Kaplanoğlu;
Hamidullah’ın siyerinden yardım almış bu konuda. Efendimiz sahraya çıktığında çadırların kurulacağı alanın etrafını dolaşıp daire çizer ve “Akrepler, yılanlar, çıyanlar biz size ilişmeyeceğiz siz de bize ilişmeyin” dermiş.

Son sahnelerde gördüğümüz; Erol’un zehirli topraklarda buğday tanesi taşıyan karıncaya rast gelip karıncayı takibi sonucunda karınca yuvası etrafında çizdiği şekil, bir karınca yuvası haritası.
Kaplanoğlu bu haritayı bir Yörük nineden öğrendiğini belirtiyor. Yörük nine ile sohbet ederlerken; Kaplanoğlu bulundukları yeşil alanın ne kadar güzel olduğunu belirtince, nine öyle olduğunu fakat zamanında kıtlık olduğunu insanların ekecekleri tohumu yiyecek duruma geldiklerini belirtmiş. Ve ardından; halk tohum bulmaya çalışırken yaşlı bir zat, karınca yuvası bulup o yuvanın etrafını iyice hesapladıktan sonra yuvayı açmalarını, söylediğini eklemiş.
Halk denileni yapmış ve buğdayı bulmuş. Aynen Cemil karakterinin yaptığı gibi. Cemil buğdayı bulduğu gibi Tara’nın sorduğu sorunun cevabını verir “Nefes” der.
Cemil’in çizdiği şekilde, Yörük ninenin Kaplanoğlu’na çizdiği karınca yuvası haritasıdır.
Ben size soruyorum Buğday mı Nefes mi?
Bu soruyu sormak haddime değil, tekrar soruyorum; Yolu yol yapan nedir?
Sizce de yolcu olma vakti gelmedi mi?

Resim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.