Birbirinden ayrılmayan iki uç DOĞU ve BATI

Tarih sayfalarını araladığımızda savaşları gördüğümüz gibi dostlukları da görebiliyoruz. İnsanoğlu olarak birbirimizden birçok şey öğrenmişiz ve öğrenmeye de devam ediyoruz. Savaşlarda, ticaret yaptığımızda; gördüğümüz bir yemek, ilgimizi çeken düşünce ya da daha önce hiç görmediğimiz bir ürünü öğrenip geliştirmişiz. Esir alınan ustalardan onların zanaatları öğrenişmişiz ve öğrendiğimiz bilgileri daha ileriye taşımışız. Bunlardan biri olan matbaa Türklerin sonradan görüp ülkesine getirdiği bir iletişim araçlarından sadece biridir. Matbaanın kullanımı ve bizim topraklarımıza gelişi şu şekildedir: yüzyılda Çin’de …

TABİATIN UYANIŞINA ŞAHİT OLMALI İNSAN

Günlerin kısacık olduğu zamanlar bitmiştir artık, güneş tepede kendini bir gelin gibi ihtişamıyla göstermeye çalışır, bulutlar dahi mani olamaz bu serencama. Kuşlar ağaçlarda ve gökyüzünde dansını yapıp şarkısını söyler adeta tabiatın uyanışını kutlar gibi. Çiçekler açar rengarenk balkonlarda sokaklarda bir tablo misali izlersin. Kaldırımların arasından çıkan küçücük çiçekler yok mu karınca gibi basmaya korkarsın. Bu böyle devam eder arılar bal yapmaya başlar kediler köpekler sokak sokak dolaşmaya ve daha bir sürü şey… Baharın gelişini hissedebiliyor …

OBJEKTİFİN VİCDANI

Objektifi tutan elin vicdanı var mıdır? Yoksa objektifi tutan el, hiçbir şeye müdahale etmeden izlemek için mi vardır? Bir fotoğraf makinesi merhametli olabilir mi? ”Kamera izleyiciye yöneltilmiş bir silahtır.” diyor Heidegger. Kameranın bir silah kadar etkileyici ve zorlayıcı etkisi olduğunu bu çağda oldukça yoğun müşahede ediyoruz. İnsanlar kamera karşısında hep olması gerektiği gibidir. Olduğu gibi görünmezler. Hatta kamera öyle bir manipülasyon aracıdır ki, olması gerekeni olduğu gibiymiş gibi gösterme gücüne sahiptir. Olması gereken gibi görünmek …

BİRİ ELİMDEN MAKASI ALABİLİR Mİ?

Bir makas olsaydım eğer, Düzeltmeye kalkışırdım her şeyi.   Hayatın düzenine Bir ara makas atabilmeyi Ne çok isterdim,   Alırdı belki de o zaman,  Hayatın kırıklarını,   Bırakayım hayat biraz da Böyle kalsın diyorum, Nadiren   Biri elimden makası alabilir mi?   ELİF GÜL    

SEÇEMEYİŞİMİN SEÇİMİ -bir gelgit-

Sadece Durdum Oturdum ve öylece Seyrettim, Sahildeki maviliğin bana çarpışını. * Benim gelgitlerim arasında              Dalgalar da Geldi ve gitti. * Beni boğan gelgitlerim, Denizin dalgalarının geliş ve gidişleriyle yarışıyordu. * Seçemeyişimin dahi seçimini Neden yapmak zorundaydım ki? *                         Bir gel bir git,             Bir git bir gel… * Oysaki biliyordum ben, Gözbebeklerime çarpan dalgaların tuzuydu asıl Beni yakan. * ELİF GÜL

7. Koğuştaki Mucize

Açılışı yerli bir filmle yapmak istedim. Güney Kore yapımı ‘Miracle in Cell No 7’ filminin uyarlaması olan, reyting kaygısı gütmemek için aralıksız dram sahneli ve yöresel bir yerli filmle. ”Devlet denince hep vergi geldi aklıma,Jandarma denince kırbaç.” Film boyunca aklımda hep Yavuz Bülent Bakiler’in bu dizeleri yankılandı. Çünkü film, haksız yere suçlanan, zeka yaşı kızıyla aynı olan bir baba ve yalnız kalan küçük kızının buluşma hikayesinin yanı sıra, kendini tanrı zanneden, 80 darbesi sonrası sıkı …

ŞİŞEYE KAPATILAN İNSANLIK

Kitabın Adı: Cesur Yeni Dünya Kitabın Yazarı: Aldous Huxley Sayfa Sayısı: 266 Basım Yılı: Şubat 2018/ 23. Basım Yayınevi: İthaki Yayınları Bir kitabı, özellikle de distopya tarzında yazılmış olan kitapları değerlendirirken, dönemin koşullarını dikkate almakta fayda vardır. Aldous Huxley bu kitabı 1932 yılında yazar, yani ekonomik buhranın dünyanın nefesini kestiği yıllarda. Amerika I. dünya Savaşı’ndan galip çıkmanın sarhoşluğuna kapılarak ve güçlendirdiği ekonomisine güvenerek diğer ülkelere kredi vermeye başlar. Ancak bu borçlandırma işini abartır. Bir anda …

Personalar Dünyasından Benliğe Geçiş

Her şeyin sosyal medya aracılığıyla herkesin gözüne sokulurcasına yaşandığı bir dönemde hepimiz, hiç olmaması gerektiği kadar bir diğerinin hayatına müdahiliz. Yalnız gerçekle arada çok büyük bir farkla; gerçek kusuru içinde barındırır, sosyal medya kusursuzluğu. Bu ortamdaki kusursuzluk bizde hem kendimize hem de karşımızdakilere yönelik kusursuzluk beklentisine dönüşüyor. Bir insanın yanılabilirliği, hata yapabilirliği elinden alınıyor. Böyle bir durumda her birimiz hem bekleyen hem de bekleneni karşılama çabası içinde olan insanlar konumundayız. Bu konumun gerekliliği olarak eleştirmeye, …

OBJEKTİFİN VİCDANI

Objektifi tutan elin vicdanı var mıdır? Yoksa objektifi tutan el, hiçbir şeye müdahale etmeden izlemek için mi vardır? Bir fotoğraf makinesi merhametli olabilir mi? ”Kamera izleyiciye yöneltilmiş bir silahtır.” diyor Heidegger. Kameranın bir silah kadar etkileyici ve zorlayıcı etkisi olduğunu bu çağda oldukça yoğun müşahede ediyoruz. İnsanlar kamera karşısında hep olması gerektiği gibidir. Olduğu gibi görünmezler. Hatta kamera öyle bir manipülasyon aracıdır ki, olması gerekeni olduğu gibiymiş gibi gösterme gücüne sahiptir. Olması gereken gibi görünmek …

MERHAMET VE ÇOCUK

Merhamete olan ihtiyacımızın farkında mıyız? Merhamet bir gün alıp başını gitse buz çölünde yol aldığımızı hisseder miyiz? Kaçan tadımızın merhametin yokluğuyla ilişkili olduğu kimin aklına gelir? Merhamet köklü bir ağaç. Duyguların temeli yahut çatısı: duygudaşlık/empati, sevgi, diğerkamlık, iyilik, yardımseverlik, samimiyet, değer verme… Rahman ve Rahim ism-i şeriflerinin tecellisi. Kalp inceliği, gönül yumuşaklığı. İnsanlara iyiliği taşımanın en soylu biçimlerinden. Merhamet salt acımak değil, acıyı hissedip eyleme geçmektir. Dolayısıyla merhametli insan faaldir. Başkalarının sızısını, dünyanın bütün feryatlarını …