SAMİHA AYVERDİ

Ahsen Şeyda tarafından tarihinde yayınlandı

“Susarız; zira çok defa düşüncemizin afet kesilmiş dehşetine denk olan ifade, söz değil sükûttur.” Der Samiha Ayverdi.

 Sükût, sessizlik gibi görünse de çoğu zaman zahir etmektir, zuhurdur.Sükût, batın olanı göstermektir fakat bunu söz gibi açıktan açığa yapmaz. Mahremiyeti koruyarak, tahsis ederek gösterir.

İşte tüm sözlerinisükût ederek söyleyen, bu sırra nail olan, sözcüklerin mahremiyetine sadık olan Samiha Ayverdi, Türk mütefekkir ve mutasavvıf yazardır. 25 Kasım 1905’te Şehzadebaşı semtinde, İsmail Hakkı Bey ile Fatma Meliha Hanım’ın kızı olarak dünyaya gelmiştir. Sosyal seviye ve görgü bakımından yüksek bir çocukluk eğitimi alan yazarımız, Süleymaniye Kız Numune Mektebi’nde eğitim görmüş; daha sonra özel derslerle eğitimini sürdürmüştür. Çok iyi derecede Fransızca öğrenerek tarih, tasavvuf, felsefe alanlarında kendini yetiştirmiştir. Öğrenme isteğini etkileyen zengin bir kütüphanenin elinin altında bulunması onun bilgi ve kültürünün gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

Bu engin bilgi ve kültürü, yüreğinde sakladığı duygularla harmanlayabilen yazarımızın gönlünden şu sözler dökülmüştür:

“Bil ki her şey insana fedadır, insan da kendisine. Lazım olan gönülle, gönül sahibine yar olmaktır. Bütün alem bir kişidir. İnsan kendini bildi mi, her şeyi bildi demektir.”

Bu sözüyle görüyoruz ki yazarımız; insanın, kendisinin, gönlün, gönlün sahibinin hatta alemin sırrını çözmüş, mahremiyetini görebilmiş böylelikle bilebilmiştir.

Bunun yanında aşkın mahremiyetine ve tılsımına erişebilen, batınını görebilen yazarımız:Aşk alemden ayrı ve gayrı değil. Vücutta can nasılsa alemlerde de öyle. O, şu gördüğümüz kâinatın her bir zerresine serpilir; fakat bizde, bizim varlığımızda tamamıyla mevcut ve hâkim. Biz onda yaşıyoruz, o bizde yaşıyor; onun kuvvetleri bizde hüküm buyruk yürütüyor. Ateş, hava, su, toprak da o. O, tabiatın bilcümle varlıkları altında gizli, yalnız insanda maruf ve malum…” Der ve aşkın aslında ne kadar gizli, saf, nezih, mahrem bir kavram olduğundan dem vururken aynı zamanda kendini neyde ve nasıl gösterdiğini de bizlere anlatmıştır.

Kuzeni rûhiyat muallimi ve yazar Semiha Cemal’in genç yaşta ölümü üzerine Kenan Rifâî, “Onun yerine sen yazacaksın” diyerek Samiha Ayverdi’yi teşvik etti, böylece dünya görüşünün gelişmesinde ve birçok eserin yazılmasında önemli rol oynadı. Ayrıca küçük yaşından itibaren babasıyla beraber katıldığı selâmlık sohbetleri sayesinde dönemin önemli şahsiyetleriyle tanışması, bu sohbetlerde edindiği bilgi ve kültür birikimi Ayverdi’nin öğrenmeye hevesli karakterini besledi ve kuvvetli hâfızasının yardımıyla eserlerine malzeme kaynağı teşkil etti.

Eserlerinde gerçek hayattan ilham alan yazarımız, kişisel anılarından yararlanarak konak hayatını anlattığı İbrahim Efendi’nin Konağı’nın başkahramanı, büyük dedesinin ağabeyi olan İbrahim Efendi’dir.

Eserlerinde teknik ve anlatımdan daha çok bizlere vereceği mesajlara titizlik gösteren Samiha Ayverdi, tasavvufi mesajlar, şeyh, tekke, tarikat, cami, cemaat dibi dini öğeleri kullanmıştır. Bu öğelerin temelini ise ‘aşk’ oluşturur.

Yapıtlarında bire bir yaşadığı tarih, din, tasavvuf, geleneksel konak, köşk ve yalılar vardır. Ki kendisi bunları yaşadığı için okuduğunuzda size de okutmakla kalmaz, aynı zamanda yaşatır.

Onu okurken kendisi gibi asil olan şehrin (İstanbul’un) kültürünü de yaşarsınız.

Mistisizmin de yer aldığı eserlerinde Batılılaşma ile değişen uygarlığı da izler ve hakkında bilgi edinirsiniz.

Kendisi adeta bir kültür deryası olan yazarımızın eserlerini okuduğunuzda, onun engin ufkundan faydalanır, belki geçmişe bir yolculuk yapar, farklı insanlarla tanışır, yeni hayatlarda bulursunuz kendinizi. Belki de bazı hakikatlerin çekirdeklerini bulursunuz.

“Bence şekil ve san’at, mânâyı ziynetleyen bir kaptır. Mânâ, şekil perdesi altında gizli olduğu için göz, iç kıymetini görmüyor da dış tezâhürlerini görüyor.   Ruhu görmeyip, cesedi gördüğümüz gibi.”

Cümlesinin sahibi yazarımızın eserlerini okuduktan sonra belki de, hayatınıza baktığınız gözleriniz değişir. Yalnızca cesedi değil de ruhu da görmeye başlarsınız. Mânânın anahtarını elinize alırsınız. Mahremiyetin perdesini kaldırır, başka bir dünyaya yolculuk yaparsınız.

“Kendinden evvel başkalarını düşünmek seviyesine ermeni çok isterim. Bu olmazsa kendin kadar; bu da olmazsa kendine yakın düşünmek de bir nimettir.”

Diye nasihatte bulunan Samiha Ayverdi, 88 yıllık hayatına İstanbul Fetih Cemiyeti’ni, İstanbul ve Yahya Kemal Enstitülerinde faal üyeliklerini, 1966’da Türk Ev Kadınları Derneği’nin (Türk Kadınları Kültür Derneği) kuruluşuna yardımlarını 1970’te ağabeyi ile birlikte Kubbealtı Cemiyeti’nin kuruluşunu sığdırmış, tam da bizlere miras olarak bıraktığı nasihatine müsavi olan işlerde bulunmuştur.

“Anana, babana, kardeşine, hâsılı bütün ailene mûti, sâdık ve yardımcı ol. Cenâb-ı Resulullah: ‘Cennet anaların ayakları altındadır’ buyurmuştur. Cenneti yalnız âhiret âleminde aramak, akıllı insan kârı değildir. Dünyada da cennet vardır. Bu, huzur ve kâlb cennetine girmeye çalış.”

Bu altın sözlerin sahibi olan ve 22 Mart 1993 tarihinde rahmetine kavuşan yazarımızın dünya cennetine, bahsettiği huzur ve kâlb cennetine girmeyi başarabildiğini biliyor ve ahretinde de mekanının cennet olmasını diliyorum.

Kategoriler: Örnek Kişilik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir