MAHREMİYET TOPLUMU: HUNZALAR

Ayşenur Kaplan tarafından tarihinde yayınlandı

Gittikçe şeffaflaşan dünyada kaybedilmeye yüz tutmuş en önemli olgu mahremiyettir.

İnsanlık olarak her şeyi ortada yaşamaya meyilli hale geldik. Öyle ki yediğimiz yemeği, yaptığımız yürüyüşü bile sadece sosyal ağlarda paylaşmak için yapıyoruz adeta.

İnsan, en çok gizlenmeye ihtiyaç duyan varlık oysaki. Görünen şeyler bu dünyada kıymetini kaybederken insan da mahremiyetini açtıkça kıymetini kaybediyor.

Değişen dünyada hepimiz bir şekilde şeffaflaşırken, bir topluluk var ki her şeyden izole yaşıyor.

Kendi küçük dünyalarında, her şeyleriyle korunmuş vaziyetteler.

Mahremiyetini hala koruyan bu topluluk: Hunza Türkleri…

Hunzalar, Pakistan’ın Gilgit- Baltistan Eyalaetinde, Karakum Dağları ve Hindikuş dağlarının birleştiği bölge olan Hunza, Nagar, Yasin Vadilerinde yaşayan takriben 85.000 nüfusa sahip bir topluluktur. Soylarının Hun Türklerinden geldiği söylenir. Eskiden şaman olan bu topluluk günümüzde İsmaili Müslümandır.

Onları bu kadar ilgi çekici yapan şey tüm Dünya Ülkelerinden İzole yaşamalarıdır.

Tarım ve Hayvancılık ile geçimlerini sürdüren bu halkın ortalama yaşam süresi 120 yıldır! Onlar için 65 yaş ömrün yarısı kabul ediliyor ve bir kadın 65 yaşında anne oluyor. Öyle ki biri 100 yaşında öldüğünde genç ölmüş kabul ediliyor. Hunza’da zaman adeta ağır çekimde ilerliyor gibi.

Belki de gizli saklı kalmış olmalarının bir ikramıdır uzun ömür…

Hunza Toplumunun konuştuğu dil de oldukça ilgi çekicidir. Buruşaski denilen bu dil sadece o topluma özgü, hiçbir dil ailesi ile akrabalığı olmayan ilginç bir dildir. Sadece sözlüdür, bir alfabesi yoktur. Dolayısıyla yazılı edebiyatı da yoktur. Daha da ilginci bu dilin Gazneli Mahmud’un ordusunda bazı askerlerin de dili olduğu söyleniyor.

Hunza’ da kanser vakası hiç yoktur. Dünyada bulunan birçok hastalık türü bu vadide bulunmuyor. Bunun başlıca sebeplerinden bir tanesi 6 bin metre yükseklikte yaşamaları ve tamamen doğal beslenmeleri. Hunza topluluğu yüksek rakımda bulunan vadide, meyveleri, sebzeleri ve etleri kurutarak tüketirler. Bölgede özellikle kayısı meyvesinin çok olduğu biliyor. Hunzalar doğaya ve suya karşı oldukça özenli davranıyor. İnsanın varlığını sürdürebilmesi için doğaya iyi bakması gerektiğinin farkındalar. Bugün bizler ise Hunzaların tam tersi, doğanın sahibi gibi davranarak onu hızla yok ediyoruz.

Hunzalar oldukça dik ve sarp bir bölgede yaşıyorlar. 1950’li yıllara kadar hiç tekerlekli araç kullanılmamış. Bugün bile bölgede en önemli güç insanın kol gücü. Bu kadar zor yaşam şartları onları diri tutuyor ve sağlıklı kalmaya devam ediyorlar.

Hunzalar önceleri hakim bulundukları dar boğaz ve vadilerden geçen kervanlara baskın yaparak gerekirse de adam öldürerek geçimlerini sağlarken daha sonraları çevre komşularının sert uyarıları dolayısıyla böyle baskınlar yapmayı bırakmışlar. Kendilerini 900 yıldır süre gelen Türklere özgü yönetim şekli ile yönetiyorlar. Mir denilen bir hanedan reisi ve bir de ihtiyar heyetinden oluşan yönetim birimleri var. 1870’lerde İngilizlerin bölgeye gelmeleriyle bu küçük ama ilginç toplum da olumsuz etkilenmiş. Bir süre bağımsızlıklarını kaybetseler de İngilizler bölgeyi terk edince tekrar bağımsız olmuşlar.

Hunza topluluğu ile alakalı oldukça ilginç pek çok rivayet bulunuyor. Bunlardan biri de Büyük İskerder’in askerlerinin soyundan gelmeleri. Büyük İskender Dünya Fetihleri sırasında burada asker bırakmış ve bu askerlerden Hunza topluluğu türemiş. Ten renkleri ve dünyanın hiçbir bölgesinde bulunmayan dilleri de bu rivayeti doğrular nitelikte. Fakat bununla alakalı da kesin bir bilgi yok.

İnsanlık esrarengiz olan her şeyi ilginç buluyor ve gizem üzerine hikayeler üretmeyi seviyor. Hunzaların dünyadan izole olmaları ve gizemlerini korumaları da farklı farklı rivayetin ortaya çıkmasına neden olmuş olabilir.

Hunzalar yaşam şekilleriyle, dil ve kültürleriyle bambaşka bir dünya adeta. Bu zenginliği bir bakıma kendilerini korumuş olmalarına borçlular.

İnsanın da bu topluluğa bakarak kendine çıkaracağı dersler var. Kendini muhafaza etmenin kişisel kıymeti koruduğunu anlıyoruz. İnsan, birçok yönüyle gizli kalmalı…

Mahremiyet şeffaflaşan dünyada önemini en çok anladığımız kavram.

Açıldıkça bozuluyor insan… insanın bozulması tüm kainatın fesada uğraması bir bakıma…

KAYNAKÇA

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/uzun-yasayan-hunzalilarin-sirri-dogal-beslenme/1728553

https://www.hurriyet.com.tr/galeri-120-yila-kadar-yasiyorlar-dunya-hunza-turklerinin-sirrini-arastiriyor-40994189/32

https://www.internethaber.com/hunza-turkleri-iste-tam-165-yil-yasamalarinin-sirri-foto-galerisi-1573964.htm?page=14


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir