Hayat Memat Meselesi

Kevser Döne tarafından tarihinde yayınlandı

Bazı zamanlarımız olur kendimize oldukça acımasız olduğumuz. Bu zamanlarımızda çoğu zaman birinin bizi oradan çıkartıp “kurtuldun artık” demesini bekleriz. Bu çöküntülü zamanlarımızın olmasına neden olan en büyük faktör aslında yaşadığımız olayları değerlendiriş şeklimiz oluyor. Aslında psikolojide sıkça karşılaşabileceğimiz bir cümle ile bunu özetleyelim; “Kişileri olaylar değil olaylara yükledikleri anlamlar hasta eder.” Örneğin, Annem öldüğü için bende mahvoldum, onsuz yaşayamam. Bu şekilde bir değerlendirme bizi depresyonun kucağına bırakıyor ve bu algıyı değiştirmediğimiz müddetçe oradan çıkmamız zorlaşıyor. Burada kullanmamız gereken dil “Annem öldü ama bu dünyanın sonu değil ve hayat onun için durdu ancak benim için devam ediyor.” gibi olabilir. Veya matematik sınavından kötü olan biri kendini aptal mı görmeli. Bazen kendimize çok acımasız davranıyoruz. Kendimize karşı bu kadar acımasız bir dil kullanırken diğer insanların bize farklı davranmasını beklemek biraz ütopik geliyor bana. Kendi gözlemlerime göre kendimize yaptığımız bu haksızlıkları hazmetmemiz diğer insanlarınkinden daha zor oluyor. “Matematikten zayıf almışım sanırım doğru çalışma metodunu uygulayamıyorum ya da bu derste iyi değilim ama bu benim aptal olduğum anlamına gelmiyor.” benzeri cümlelerle kendimize daha narin ve hassas davrandığımızda bir kıran kişiyi(kendimizi) nakaut etmiş oluyoruz. En azından kendi davranışlarımızı kontrol altına alabiliyorsak bunu yapıp birde kendimizi kendimize yük etmeyelim.
Diğer bir konu diğer insanlarla olan iletişimimiz olabilir. Şüphesiz kullandığımız dil hayatımızı son derece etkileyen bir unsur. Sosyal ilişkilerimizin seyrini belirleyen bu faktör sözlü ve sözsüz diye ikiye ayrılabilir. Sözlü iletişimde benim değinmek istediğim konu ben dili ve sen dili. Sen dili sağlıksız iken ben dili sağlıklı bir ilişki içine sokar bizleri. Sen dilinde karşımızdaki kişiyi suçladığımız görülürken ben dilinde davranış sonucu ortaya çıkan duyguların ifade edildiği daha uzlaşmacı bir tutum görülüyor. Örneğin; Dün akşam iyi geceler demeden yattığın için çok kırıldım. Bu tarz cümleler ilişkilerde merhamet duygusunu da ortaya çıkartacaktır. Kişiler karşılıklı bir öfke seline kapılmadan tartışmalarını sonlandıracaktır. Başlarda zor gelecek olan bu dili zaman içerisinde kişininde farkında olmadan kullandığını görebiliriz. Mevzu sadece başlamaktır. Hem ne demiş atalarımız “Başlamak bitirmenin yarısıdır”.
Sevgi dilleri vardır. Bir kitap var bununla alakalı ” Sevginin Beş Dili”. Bu kitapta 5 çeşit sevgi dilinden bahsediyor yazar. Her insan sahip olduğu sevgi diliyle sevildiğini hissedermiş. Tabiki bir kaç tane sevgi dili olurmuş ancak bir tanesi diğerlerinden daha baskın olurmuş. Mesela bir kadın kocasından boş zamanında vaktini kendisiyle geçirmesini isterken ve bu şekilde sevildiğini hissederken kocası evin temizliğine ettiği dikkatiyle karısının onu sevdiğini hissedebilir. Burada bir sevgi iletişimi kopukluğu var evet ve bu kopukluğu sadece eşimizin baskın sevgi dilini öğrenip ona karşı bu sevgi dilini kullanmakla onarabiliriz. Bir çeşit fedakarlık gerektiren bir durum ancak sevgisini hissetmek istediğimiz insan için bu bize çokta zor gelmemeli sanki.
İlişkilerimiz de kullandığımız dil gerçekten hayatımızın seyrini çok etkiliyor. Bazen yaşadığımız anlaşmazlıkları gelip geçer diye önemsemiyoruz ancak bunlar sınırı aştığı vakit gelip geçerliği de ortadan kalkıyor ve yapayalnız kalıyoruz. Yapayalnız kalmadan pişmanlık yaşamadan evvel sevdiklerimizin ve bizi sevenlerin kıymetini bilerek bismillah diyerek sağlıklı iletişime niyet etmeliyiz. Sonra annemin de dediği gibi “ah ile vah para etmiyor”.

Kevser Döne


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir